Brokoli En İyi Besin Kaynağı

Şubat 16, 2010

Uzmanlar, brokolide, havuçtakinden daha fazla beta karoten bulunduğunu söyleyerek, bu sebeple yenilebilecek, suyu içilebilecek en iyi besinlerden olduğunu kaydediyor. Beta karotenin, güçlü bir kanser savaşçısı olduğunu vurgulayan uzmanlar, yemek borusu, mide, bağırsak kanserleri tehlikesini azalttığını ifade ediyor. Brokolinin ayrıca, B1 ve C vitamini ile dolu olduğunun altını çizen uzmanlar, yüksek miktarda kalsiyum, kükürt, potasyum ve selenyum maddeleri içerdiğini belirtiyor.

Mineral ve demir eksikliğini gideren brokolinin vitamin deposu olduğunu bildiren uzmanlar, suyunun havuç veya elma suyu ile karıştırılarak içilmesinin de faydalı olduğunu kaydediyor.

Brokolinin çeşitleri, taşıdığı renklere göre de, beyaz başlı, mor başlı ve yeşil başlı çeşit olarak üçe ayrılır. Çiğ ya da pişirilerek tüketilen brokoli, haşlandığında içerdiği vitaminlerin çoğu kaynayan suya geçeceğinden bu su dökülmeyip değerlendirilmelidir. Kalorisi düşük bir sebze olduğundan diyetlerde yer alan brokoli, dondurularak saklanmaya ve sonradan tüketilmeye çok uygundur.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. çiğ (pişirilmemiş) brokolinin içerdiği besin değerleri şöyle sıralanır: 34 kalori; 2,5 gr. protein; 2,9 gr. karbonhidrat; 0,2 gr. yağ; 0 kolesterol; yüksek oranlarda lif; 76 mgr. fosfor; 100 mgr. kalsiyum; 0,8 mgr. demir; 10 mgr. sodyum; 336 mgr. potasyum; 24 mgr. magnezyum; 0,6 mgr. çinko; 0.10 mgr. B1 vitamini; 0.20 mgr. B2 vitamini; 87 mgr. C vitamini; 1.3 mgr. E vitamini ve küçümsenemeyecek oranda A vitamini kaynağı betakaroten…

SAĞLIĞIMIZA YARARLARI

Yukarıdaki değerlerden görüleceği gibi brokoli, besin olarak en yararlı sebzelerden biridir. Bunun yanı sıra;

o Brokoli bedeni kanser tehlikesine karşı korur: Yapılan son bilimsel araştırmalar, Turpgiller familyasındaki sebzelerin kansere karşı bedeni koruduğu; özellikle brokolinin yenilmesinin, akciğer, kolon (kalınbağırsak) ve prostat kanserlerine yakalanma rizikosunu iyice azalttığını ortaya koymuştur.

o Brokoli, yüksek oranlarda A vitamini kaynağı betakaroten ile C ve E vitaminleri içerir: Kalp hastalıklarına yakalanma, kalp krizi geçirme ve katarakt illetine tutulma gibi rizikoları da en aza indirger.

o Yüksek oranlarda demir ile folik asit içeren brokoli kansızlığı önler. Ayrıca doğum yapacak kadınların, spina bifida (yani omurganın bir yanının açık olması) hastalığına yakalanmış çocuk doğurması rizikosunu en aza indirir.

Bütün bu önemli tıbbi etkilerinden yararlanılmak üzere, brokolinin diyetimize konularak öncelikle yenilmesi öğütlenmektedir.

kaynak: Brokolinin Faydaları


Loğusalık Döneminde Cinsellik

Şubat 16, 2010

Loğusalığı kolaylaştırıcı bir sır verir misiniz? Doğumdan sonra hemen duş alınmasını öneriyoruz. Annenin kendi temizliğine ekstra dikkat etmesi gerekiyor. Çünkü loğusalık dönemindeki kanama, mikropların üremesi için çok önemli bir besi yeri. Anne enfeksiyon kapabiliyor. Buna halk arasında ‘loğusalık humması’ deniyor. Ateşli sistemik bir enfeksiyon başlıyor. Duş, tüm bu riskleri önleyebilir. İşte lohusalıkla ilgili diğer detaylar haberimizde…

Loğusalık depresyonu herkeste olur mu?

Bu, hormonlarla alakalı bir durum. Kişinin karakterinin hassaslığı ya da depresyona yatkınlığıyla açıklanamayacak bir şey. Gebelikte hakim olan hormonlar giderek azalır ve loğusalıkla ilgili hormonlar devreye girer. Loğusalık döneminde salgılanan hormonlarla bir geçiş süreci yaşanıyor, bu nedenle anne duygusal olarak depresif bir duruma geçiyor. 9 ay boyunca bebeğin ağırlığını içinde hissettiği için, bebek ondan ayrılınca bir yoksunluk sendromuna giriyor.

Kentli kadında loğusalık depresyonu daha çok görülüyor. Çünkü iş hayatından kopup, birdenbire bir bebeğe bağımlı yaşamaya başlıyor. Loğusalık depresyonunu her anne yaşıyor ancak herkeste farklı seviyelerde seyrediyor. Kariyer kadınında, loğusalık döneminde depresyon daha sık görülüyor.

Loğusa kadın, 40 gün dışarı çıkmaz derler…

Bu söz, dışarı çıkmanın annede enfeksiyona neden olabileceği düşünülerek söylenmiş. Günümüzde geçerli değil. Artık anneler her gün duş alıyor, her emzirmeden sonra ellerini yıkıyor. Bu yüzden anne 40 gün boyunca ve sonrasında, istediği kadar dışarı çıkabilir.

EMZİRİRKEN REJİM OLMAZ

Doğum sonrasında annenin kilo verme hızı neye bağlıdır?

Halk arasında yanlış bir inanış var. Kadınlar, ‘normal doğum yaparsam karnım çabuk iner ve ben de çabuk kilo veririm’ diye düşünüyor. Halbuki öyle bir şey yok. Anne emzirdiği sürece rejim yapmamalıdır. Çünkü annenin yediği içtiği her şey bebeğine yarar.

Gebelikte anne adaylarına, karbonhidrat yerine protein ağırlıklı beslenmelerini öneriyoruz.

Emzirirken ise tam tersine akıllarına ne gelirse yiyip içmelerini tavsiye ediyoruz. Ancak elbette ki abartmadan yemeliler. Mesela baklava yenebilir ama bir tepsi değil! Emzirme bittikten sonra rejime de, egzersize de başlanabilir. Ama emin olun emzirirken ve bebekle ilgilenirken ister istemez kilo veriliyor. Bebek büyütmek, gece uykuların bölünmesi ve harcanan efor kilo vermeyi sağlıyor. Eğer sen hamileliğin boyunca 18 kilo değil de 12 kilo alsaydın, hiç kilo fazlan kalmayacaktı. 3 haftada 10 kilo verdiğin için doğum öncesi kilona inmiş olacaktın. Çok fazla abur cubur yemezlerse yeni doğum yapmış anneler, çok kısa sürede istedikleri kiloya inerler.

Egzersize doğumdan ne kadar sonra başlanması gerekir?

Normal doğumda bebeğin 40′ı çıktıktan sonra başlanabiliyor. Sezaryende de öyle ama çok yoğun bir şekilde spor salonuna gitmek ancak 6. aydan sonra mümkün olabiliyor.

DOĞUMDAN 6 HAFTA SONRA SEKS HAYATI BAŞLAR

Doğum normal de olsa sezaryen de olsa, annenin seks hayatı doğumdan 6 ya da 8 hafta başlayabilir. Doğum yöntemi sekse başlama süresini etkilemez. Emziren anneler, emzirdikleri için adet görmez ama doğumdan 8 hafta sonra yumurtalık fonksiyonları eski haline döner. Bu nedenle ’süt korur inanışı çok doğru değildir. Yani adet görmeden de, anne hamile kalabilir. Bu çok yanlış bilinen bir nokta. Sanılıyor ki; emziren kadın adet görmediği için hamile kalmaz. Hayır kalır Doğumdan 40 gün sonra mutlaka bir doğum kontrol yöntemine geçilmelidir.

HAP ALAMAZSINIZ

Eğer anne süt veriyorsa korunma yöntemleri sınırlıdır. Östrojen hormonu içeren bir doğum konrol hapını kesinlikle emziren annelere vermiyoruz. Progestron içeren yöntemleri tercih ediyoruz çünkü progestron hormonu sütü arttırıcı etkiye sahip. Genelde 3 aylık iğneler doğum kontrolü için kullanılır.

kaynak: Loğusalık Döneminde Cinsel Yaşam


Guatr Hastalığı

Şubat 11, 2010

Tiroid bezinin fazla çalışma (hipertiroidi) belirtileri nelerdir? Tiroid bezinin normalden fazla çalışarak aşırı hormon salınması durumuna ‘hipertiroidi’ adı verilir. Guatrda erken teşhis büyük önem taşır. Geç kalınması durumunda hastalık ilerler ve tedavi zorlaşır. Tiroid bezinin iltihabi ve tümoral olmayan büyümelerine guatr denir. İyileşmesi mümkün olan bir guatr giderek geciktirilirse ya da ilaç tedavisine cevap alınamazsa cerrahi müdahale gerekebilir. Guatr belirtileri,teşhisi hakkında herşey haberimizde.

Tiroid bezinin az çalışması (hipotroidi) belirtileri nelerdir?
Bazen tiroid bezi hormon salgılayamaz. Bu durumda ‘hipotiroidi’ denilen tablo ortaya çıkar.
* Kilo alma
* Kabızlık
* Soğuktan rahatsız olma
* Aşırı adet görme
* Kısık ses
* Güçsüzlük, hareketlerde yavaşlama
* Nabzın düşmesi
* Cildin-saçın kuru ve kalın olması

Nodüler guatrı olan hastalarda tiroid kanseri olabilir. Özellikle tek ve soğuk nodüllerde bu risk daha yüksek olur. Erkeklerde tek ve soğuk nodüllerdeki kanser oranı dörtte birdir. Yani her dört soğuk ve tek nodüllü erkek hastanın birisinde mutlaka tiroid kanseri görülebilir.

İç-dış, erkek-dişi guatr ifadeleri ne anlama gelmektedir?
İç-dış, erkek-dişi guatr ifadeleri halk tarafından kullanılır. Kişinin boyun yapısına göre bezin büyümesi dışardan görünüyorsa (zayıf ve boynu uzun olanlarda görülür) buna ‘dış guatr’ denir. Bezin büyümesi görünmüyorsa (şişman ve kısa boyunlularda görülmez) buna da ‘iç guatr’ denir. Ameliyattan sonra tekrar eden yani nüks olanlar ‘dişi guatr’, tekrar etmeyenlere de ‘erkek guatr‘ denir. Eğer bezin belli bir kısmı çıkarıldıktan sonra ihtiyacı olan hormon dışarıdan verilmezse iç dengeler devreye girerek beyin aşırı TSH salgılar. Bu salgı tiroidi uyararak yeniden büyümesine sebep olur. Tekrar büyüdüğü için buna dişi guatr denir.

Guatr teşhisi nasıl konur?
Guatr teşhisi; muayene, kan testi (T3, T4, TSH hormonları tetkiki), tiroid ultrasonu veya sintigrafisi ile konur.

Guatrın tedavi yöntemleri nelerdir?
Tedavi yöntemleri; ilaç tedavisi, radyoaktif iyot tedavisi ve cerrahi tedavidir. Tedavi yöntemlerinden hangisi veya hangilerinin seçileceği hastadan hastaya değişir. En uygun tedavi şeklinin cerrah, endokrinolog, radyolog ve patologdan oluşan bir ekip tarafından planlanması ve takip edilmesi gerekir.

Guatr ameliyatı nasıl yapılır?
Guatr ameliyatlarında en çok boyunda iz kalıp kalmayacağı ve sesin kısılıp kısılmayacağı endişesi duyulur. Boyunda cilt pililerine paralel olan 3-4 santimetrelik bir kesi yapılarak ameliyat gerçekleştirilir. Bu kesi estetik dikildiğinde kalan iz hiç belli olmaz. Anestezin sırasında boğazın tahriş olmasına bağlı olarak, 1-2 gün süren ses kısıklığı olabilir. Yutkunmadaki 1-2 günlük ağrı ile birlikte ameliyat çok rahat geçer. Genellikle hastalar 1 gün hastanede yatıp ertesi gün taburcu olur.

Erken teşhis önemlidir!
Guatrda erken teşhis çok önemlidir. Geç kalınması durumunda hastalık ilerler, tedavi zorlaşır ve sistemlerde yaptığı hasarlar da artar.

kaynak: Guatr Hastalığı ve Tedavisi


Zahter Çayının Faydaları

Şubat 11, 2010

Zahter çayı ve Zahter çayının bir çok şeye iyi geldiğini biliyor muydunuz? tek başına bir çok hastalığa iyi geliyor! Zahter; karabaş kekik, kara kekik de denir. Zahter bir çeşit kekik türü olup latincesi Thymbra spicata’dır. Zahterin yaprak ve çiçekleri, demlenir ve bitkisel çay olarak içilir, baharat olarak da kullanılıyor. Zahter; mide ağrılarında, soğuk algınlığında, öksürükte kullanılması faydalıdır.

kaynak: Zahter Çayının Faydaları


Mide Ağrısı

Şubat 7, 2010

Hazımsızlık mide ağrısı karında şişlik.. Hazımsızlık, bir beslenme bozukluğunun işareti olduğu gibi; bir sindirim sistemi hastalığının da işareti olabilmektedir. Hazımsızlığın birinci sebebi, yiyeceklerin ağızda iyi çiğnenmemesidir. Bir münakaşa ve ruhi gerginlik sırasında yenen yemeklerde, bolca hava yutulmakta, yiyecekler acele ile iyice parçalanmadan yenmekte, en önemlisi sinir sisteminin dengesi bozulduğundan ifrazat bezleri yeterince çalışmamaktadır.

Öyle İse:
Ağzınıza aldığınız lokmayı iyice çiğnemeden yutmayınız. Hazımsızlığın bir diğer sebebi, bol yağlı ve nişastalı (hamur işi) yemeklerle beslenmedir. Bunlar hazımı zor yiyecekler olup, mide ve barsaklarda fazla beklemektedirler. Kabızlığın sebebi de bunların barsaklarda fazla beklemesidir. Barsak tembelliği dediğimiz hastalığın ortaya çıkış sebebi de yine hazmı zor yiyeceklerle beslenmedir.

Öyle İse:
• Yağlı ve unlu yemekleri tıka basa yemeyiniz.
• Sofranızda mutlaka sebze yemeği ve yeşillik bulundurunuz.
• Yemek sonunda mümkün mertebe unlu tatlılar yerine taze meyve yeyiniz.
• Salata ile yenen etli ve hamur işi yemeklerin hazmı daha kolayolduğundan, bilhassa akşam yemeklerinde salata bulundurunuz.

Organik Hastalıklara Bağlı Hazımsızlık
• Yemeklerden hemen sonra veya bir saat içinde ortaya çıkan hazımsızlık belirtileri, safra kesesi yetmezliği, gastrit, mide ülseri ve kanseri gibi hastalıkların işareti olabilir.

• Yemeklerden birkaç saat sonra gelişen rahatsızlıklar oniki parmak barsağı ülserini ve pankreas yetmezliğini düşündürür.

• Geceleri ortaya çıkan hazım şikayetlerinde ve arka üstü yatıldığı zaman kendisini gösteren mide ağrılarında ise pankreas kanseri veya mide fltığı şüphesini kuvvetlendirir.

• Kalp yetmezliği, böbrek yetmezliği (üremi), akciğer veremi ve her türlü kanser vakalarında da hazımsızlık şikayetleri görülebilir. Ne Yapmalı
• Hazımsızlıktan şikayet eden kimse, beslenmesine dikkat ettiği halde rahatsızlıkları devam ediyor ise; mutlaka bir doktora muayene olmalı, gerekirse teşhis için film çektirmeli ve testler yaptırmalıdır.

• Eğer muayene neticesinde hazımsızlığın fazla mide salgısından kaynaklandığı tesbit edilirse; buna “asitli dispepsi” adı verilmektedir. Yemeklerden bir iki saat sonra midede ağrı, yanma, kazıntı ve basınç şeklinde kendisini belli eder. Ekşi geğirmeler, ağız ve boğazdan gelen gazlardan dolayı yanmalar, bazan de ekşi ku smalar fazla mide asitini işaret ederler. Tedavi, mide asitini artıran yemeklerden uzak durmaya yöneliktir. Tuzlu, şekerli, baharatlı yemekler, et konserveleri, kızartmalar, çay, kahve, sigara ve alkol, çiğ soğan bunların başında gelmektedir. Et, yumurta, taze peynir, süt gibi proteinli yiyeceklerle tuzsuz ve az yağlı yemekler perhiz için faydalı gıdalar cinsindendir.

• Muayene neticesinde hazımsızlığın sebebi yetersiz mide salgısından kaynaklandığı tesbit edilirse, buna “asitsiz dispepsi” adı verilmektedir. Yemeklerden sonra bir-iki saat müddetle mide de ağırlık hissi duyulur. İshal ateş nöbetleri ve başağrısı görülebilir. Dışkı çok pis kokar.

Asitsiz dispepsi de iyi pişirilmek şartı ile her türlü et verilebilir. Yumurta, rafadan, tavada pişmiş veya çorba içinde yenebilir. Çorba yağsız ve bol tuzlu olmalıdır. çay, kahve, baharat serbesttir. Ekmek, tercihen bayat ve kızarmış halde yenmelidir. Beden hareketleri, kısa yürüyüşler ve temiz hava da çok faydalıdır.

kaynak: Hazımsızlık


Kürtaj Rehberi

Şubat 4, 2010

Kürtaj en sık kullanılan anlamı ile rahim içinden bir doku, parça almak anlamına gelir.Kürtaj işlemi genel olarak gebeliğin sonlandırılması, tahliyesi amacıyla yapılmaktadır.Tıbbi tahliye olarak da isimlendirilen kürtaj halk arasında, “çocuk aldırma” ve bebek aldırma tabirleri sıklıkla kullanılmaktadır. Bu işlem gebelik sonlandırma dışında da tanı amaçlı biopsi amacı ile yapılabildiği gibi tedavi amaçlı bir işlem olarak da uygulanabilmekte ve bu tanısal ileme de tıp dilinde dilatasyon deniliyor.

stenmeyen gebelik olduğunda yada tıbbi sebepler ile bir kürtaj gerektiğinde (Tıbbi olarak kürtaj gerektiren işlemler; boş gebelik – anembriyonik gebelik- bozulmuş gebelik, tam olmayan düşük-inkomplet abortus- , mol gebeliği gibi.. ) bu şelm bir kadın doğum uzmanı tarafından ve önerisi ile yapılmalıdır. Gebelik haftası yapılacak işlemin güvenliği ve olaşabilecek risklerin olasılığı ile doğrudan ilişkilidir. Gebelik haftasının büyümesi kürtajın risklerini ve işlem esnasında kullanılacak vakum kanüllerinin ( karmen kanülleri) çaplarının büyümesine , işlem süresinin de doğal olarak daha fazla uzamasına neden olacaktır. Sonuçta tüm bunlar kürtaja ait risklerin görülme sıklığını da arttırır. Zamanlama olarak gebelik kesesinin son adet tarihinin ilk gününe göre 5 haftada ultrasonografi ile görüleceği dikkate alınırsa 5.-7. haftalar arası müdahalenin yapılması en uygundur.

Gebelik haftası hesaplarken genellkle yanlış hesaplamalar yapmakta ve arzu edilmeden beklenenenden daha büyük gebelik haftalarına ulaşılmaktadır. Bir gebelik haftası hesaplanırken gebeliğin muhtemel oluşma anı yani cinsel birleşmenin olduğu gün gebelik haftası hesaplamasında dikkate kesinlikle alınmaz!!! Bir gebelik haftası hesaplaması nda en son görülen adetin ilk gününden itibaren bu güne kadar geçen süre hesaplanarak doğru gebelik haftası saptanır. Örnek olarak 10 haziran son adet tarihinin ilk günü ise 25 temmuzda bu gebelik 6 haftalıktır. Gebelik haftasının tam ve doğru hesabı için bizim geliştirdiğimiz beklenen doğum haftanız isimli otomatik hesaplayıcı da kullanmanızı tavsiye ederiz.Unutmayın ki, kürtajın tüm riskleri gebelik haftası büyüdükçe doğal sonuç olarak artar ve kürtaş işlemi sonrası hastanın iyileşme ve doğal hayatına dönme süresi de uzar.

Ülkemizde kürtaj için yasal sınır 10. gebelik haftasına kadardır.Yasal sınırlar içinde kürtaj işlemi için uygun haftada tespit edilen istenmeyen gebeliklerde kürtaş işlemi lokal anestezi (rahim ağzında bölgesel uyuşturma, bölgesel anestezi) veyahut genel anestezi (koldan yapılan bir iğne ile kısa süreliğine uyutularak) altında uygulanabilir.Önerimiz tabii ki eğer tıbbi bir engel yok ise genel anestezi ile işlemin tümüyle ağrısız seyretmesi açısından yapılmasıdır. Özellikle ilk kez kürtaj işlemi yaptıran kadınlar ve sezeryan ile doğum yapmış kadınlarda genel anestezi ile kürtaj işlemini yaptırmalarını da tavsiye ederiz. Normal doğum yapmış ve daha önceden birden fazla kürtaj deneyimi olanlar, ağrı eşiği yüksek olan kadınlar ve eğer gebelik haftası da 7. gebelik haftasını geçmiyor ise ise lokal anestezi ile de kürtaj yaptırabilirler.

Deneyimli ve tecrübeli bir jinekolog tarafından gerekli tüm özen gösterilirse olabilecek en az risk ile kürtaj güvenli bir şekilde tabii ki yapılabilmektedir. Günümüzde maalesef bir çok kadın “ucuz kürtaj” olabilmek için ile gerekli olması gereken temizliğe, steriliteye , önerilen tekniğe uyulmayan ve kürtaj işlemini kimin dahi yaptığını bilmedikleri kliniklerde � merkezlerde gereksiz riskler alarak kürtaj olabilmektedirler. Korkuyorsanız ve güvenli kürtaj olmak istiyorsanız, bu konuda deneyimli ve kimliğini bildiğiniz hekimleri seçmeniz gerekmektedir..

Kürtaj Çeşitleri Nelerdir?
1. Gebelik Tahliyesi, İstenmeyen Gebelik sonlandırılması, Tıbbi Tahliye;
İstenmeyen gebeliklerin , arzu edilmeyen hamileliklerin sonlandırılması amacı ile yapılır ve tıbbi tahliye olarak da isimlendirilir. Ülkemizde kanunen18 yaşından büyük kadınlarda 10 haftaya kadar bekar iseler kendi rızası ile , resmi olarak evli ise eşinin de onayı alınarak yapılır. Gebelik sonladırma işlemi bir çok gelişmiş ülkede olduğu gibi bizler tarafından da “vakum tekniği” ile yani enjektör içerisine negatif basınçla çekme şeklinde yapılmaktadır. Uyguladığımız bu teknik hakkında detaylı bilgileri sitemizde Kürtajın Tekniği bölümünde okuyabilirsiniz.

2. Probe Küretaj (PC)
Anormal kanamalarda ve kanama bozukluklarında , özellikle menopoz sonrası kanamalarda teşhis bazen de tedavi amaçlı yapılan işlemdir. Rahim içi metal keskin küretler ile kazınır ve temizlenir. Tedavi amacı da güden bu küretaj işlemi ile patolojiye gönderilen parça ile; endometrial hiperplazi, rahim kanseri, rahimde yaşa bağlı zayıflama (atrofi) teşhisi konabilir. Bu işlem sırasında rahim ağzı kanserine yönelik rahim ağzı kanaldan parça alınması işlemide yapılırsa ( endoservikal küretaj) nuna fraksiyone küretaj ismi verilmektedir

3. Rest küretaj (RC)
Kendiliğinden olan bir düşükten sonra içeride kalan gebeliğe ait parçaları temizlemek için yapılan kurtaj için verilen isimdir. Rest küretajtekniği normal gebelik sonlandırmadaki ile de aynı olmasına rağmen bazen içeride kalan plasenta parçaları rahim içine yapışmış olabileceği için ,rahim içini tam temizleyebilmek için metal küret 8 keskin küret ) aletlerinin de kullanılması gerekebilmektedir.

kaynak: Kürtaj


Baş Ağrısını Tetikleyen Yiyecekler

Şubat 4, 2010

Baş ağrısını tetikleyen yiyecekler, Dünyada ilk kez Türklerin yaptığı bir çalışma ile, migreni tetikleyen gıdalar, kişiye özel bir antikor testi ile belirleniyor. Türk Nöroloji Derneği, alanında bir ilke imza attı; migreni tetikleyen gıdaları kişiye özel bir antikor testiyle belirlemeyi başardı. Listede baharatlar, kuruyemiş, deniz ürünleri, bazı sebze ve meyveler başı çekiyor. Türkiye’de genel popülasyonda yüzde 16.4 oranında görülen migrenin, kadınlarda görülme sıklığı yüzde 24.6’lara kadar çıkıyor.

Migreni tetikleyen faktörler ise, kişiden kişiye değişiyor. Başlıca tetikleyiciler arasında stres, rüzgar, açlık, uykusuzluk, parlak ışık, sigara dumanı, kokular, fazla uyku kadar bazı besinler de başı çekiyor. Ancak ‘kırmızı şarap’ dışındaki tetikleyici gıdalar, hastalar tarafından net ayırt edilemiyor.

Migren tetikleyecileri arasında gıdaların rolünü yüzde 11.4 olarak belirleyen Türkiye Migren Prevelans Çalışması’nın ardından yapılan yeni bir çalışma, migren ataklarında tetikleyici gıdaların etkisini ortaya koydu. Araştırmada, migren teşhisi için geliştirilen bir antikor testiyle, 266 gıdaya karşı hastaların antikor düzeyleri ölçüldü. Bu çalışma için iki ayrı diyet reçetesi oluşturuldu.

Hastaların etkilendiği gıdalar ölçü alınarak, kişiye özel gıdalar içeren ‘provokasyon diyeti’ ve bunlardan arınmış ‘eliminasyon diyeti’ adında beslenme reçeteleri hazırlandı. Altı hafta boyunca bu reçeteler hastalara uygulandı. Sonuçlara bakıldığında, ‘eliminasyon diyeti’ sırasında atak sıklığı, baş ağrılı gün sayısı, baş ağrısı için kullanılan ilaç sayısında anlamlı bir düşüş belirlendi. Araştırmaya göre, hastaların yarısında ağrılı gün sayısının azaldığı, migren atak sayısının ise yüzde 30 düştüğü görüldü.

Dünyada ilk çalışma

Türk Nöroloji Derneği Baş Ağrısı Çalışma Grubu üyesi ve Türkiye Nörolojik Bilimler Vakfı İkinci Başkanı Prof. Dr. Mustafa Ertaş, önümüzdeki günlerde yayınlayacakları çalışma hakkında şunları söyledi: “Migrenli hastanın kanından 266 gıdaya karşı duyarlılığını araştırdık. Yüksek ve düşük pozitifliği bulunan gıdaları farklı zamanlarda verip, karşılaştırdık. Hastaların yarısına duyarlı olduğu gıdaları verdik. Diğer yarısında ise o gıdaları azalttık. Altı hafta sonra hastaları iki haftalık dinlenme sürecine aldık ve gruplar yer değiştirdi. Çalışma sırasında, ne hasta ne de onu izleyen hekim, hastanın duyarlı olduğu besinleri bilmiyordu. Sonunda riskli gıdaları verdiğimizde her iki grupta da migren atakları arttı, kısıtladığımızda ise çok azaldı. Bu çalışma bize bu tip bir testle saptadığımız gıdaları kısıtlarsak atakların azalacağını kanıtladı.”

MİGRENİ TETİKLEYEN YİYECEKLER (PUANLAMA 30 ÜZERİNDEN)

Baharatlar : 27
Çekİrdek, fındık, ceviz : 24
Deniz ürünlerİ : 24
Nişasta : 22
Gıda katkıları : 21
Sebzeler : 21
Peynir : 20
Meyveler : 20
Şeker ürünleri : 20
Yumurta : 14
Süt ürünleri : 14
Salatalar : 10
Mantar : 9
Maya : 5
Et : 5

Migrenle ilgili 6 çarpıcı gerçek

- Migrenlilerde ‘taşıt tutma’ sorunu yüksek görülüyor. Taşıt tutmasına migrenlilerde iki kat daha fazla rastlanıyor.

- Migreni olmayanlarla kıyaslandığında migrenlilerde allerji riski 1.5 kat, astım riski ise iki kat fazla.

- Migrenlilerde vertigo (baş dönmesi) riski üç kat daha fazla görülüyor.

- Depresyon riski de 2.5 kat daha çok.

- Felç riski ise 15 kat yüksek.

- Migrenli kişilerin koku duyguları oldukça hassas. Yüzde 80’inde çok güçlü bir koku hissi sözkonusu. Bu kişiler en çok parfümden, boya kokularından ve çamaşır suyu kokusundan rahatsız oluyorlar.

Migrenlilerde felç riski neden yüksek?

‘Aura’ denilen nörolojik belirtiler gösteren migrenlerde, menopoz döneminde kullanılan östrojen ya da doğum kontrol hapı hastanın felç geçirmesine yol açabiliyor. Bu hastaların trombositleri yani pıhtılaşma hücreleri migreni olmayan kişilere göre daha farklı bir özellik gösteriyor. Bu da diğer kişilere göre daha kolay pıhtı oluşturup, damar tıkanıklığına yol açıyor. Bu hastalar sigara içerlerse veya doğum kontrol hapı kullanırlarsa felç riski topluma göre çok artıyor. Bu nedenle tanı konulduktan sonra baş ağrısıyla ilgisiz gibi görünen öğütler veriliyor; “Doğum kontrol hapı kullanmayın, sigara içmeyin yoksa felç geçirebilirsiniz.”

kaynak: Baş Ağrısına Neden Olan Yiyecekler


Doğum Lekeleri Nasıl Geçer

Şubat 3, 2010

Bebekler doğduklarında var olan ve genel olarak “doğum lekeleri” olarak tanımlanan birçok yaygın doğum lekesi bulunmaktadır. Doğum lekeleri, kan damarları (kan damarları kökenli urlar veya hemanjiyom olarak adlandırılır) yada pigment hücreleri (ben, et beni olarak adlandırılır) gibi normal olarak deride bulunan yapıların aşırı büyümesi sonucu ortaya çıkmaktadır. Nedeni bilinmemektedir. Doğum lekeleri, birçok bebek için önemli sorunlar yaratmadığı gibi, çoğu herhangi bir tedavi gerektirmez.

• Doğum lekeleri çok yaygındır
• Nedeni bilinmemektedir
• Doğum lekelerinin çoğu sorun yaratmaz
• Doğum lekelerinin çoğu tedavi gerektirmez
• Doğum lekelerinin birçoğu zamanla yok olur

Farklı doğum lekeleri nelerdir, nerelerde oluşurlar ve nasıl tedavi edilirler?

MİLİA
- Yeni doğmuş bebeğin yüzünde bulunan, sivilceye benzeyen küçük beyaz yumru ya da kistlere denir.

- Kıl foliküllerinde oluşan yüzeysel deri kistleridir.

- Alında,burun ve yanaklarda 1 mm çapında beyaz şekilde görülürler.

- Birkaç hafta içinde kendiliklerinden düzelirler.

Miliaria (Ter Retansiyon Sendromu)

- Ter kanallarının mekanik tıkanması sonucu geçici , toplu iğne başı büyüklüğünde kabarcıklardır.

- Genellikle sıcak ve nemli çevre koşullarında oluşur.

- Daha çok kıvrım yerlerinde görülür.

- Çocuğu serin yerde tutmalı ve banyo uygulanmalıdır.

Zararsızdırlar ve tedavi ile kendiliğinden yok olurlar.

Yeni doğanın Toksik Eritemi (Erytema Neonatarum)

Belirtiler

Kırmızı bir yüzey üzerinde kendini beyaz sivilceler ya da kabarcıklarla belli eden bir döküntü. 5-6 mm çapında ortaları pire ısırığına benzer sarımsı beyaz lezyonlardır.

Nedeni bilinmemektedir.

Özellikle doğumdan sonra ikinci günde görülürler. 1-2 haftada kendiliğinden kaybolur.

Normal zamanında doğmuş bebeklerde takriben yüzde 50’si (premetüre bebeklerde daha az) doğumdan 1 ila 3 gün sonra toksik eritem geliştirirler. Genellikle yüzde , karın bölgesinde ve kol ve bacaklarda meydana gelir ve pire ısırığını andırır.

Döküntüleri zararsızdır ve hiçbir tedavi gerektirmez , genellikle birkaç gün içinde geçer.

Yeni Doğan Aknesi (sivilce)
- Anneden geçen hormon etkisine bağlı, daha çok yanaklar, çene ve alında görülen bir akne vulgaris tablosudur.

- Daha çok erkek çocuklarda rastlanılır.

- Kısa sürede iyileşir. Genellikle tedavi gerektirmez.

- Uzun süre devam eden vakalarda lokal tedavi uygulanabilir. Kortikosteroid içeren deri merhemleri yeni doğanlarda kullanılmamalıdır.

Kan Damarları Kökenli Doğum Lekeleri (hemanjiyom)
En yaygın hemanjiyom, yenidoğan bebeklerde yüzde 50’ye varan oranda boynun arka tarafında kırmızı düz bir leke olarak görülen salmon lekesidir. Bazen baş ya da boynun başka yerlerinde de oluşabilir. Yüzde oluşan salmon lekelerinin çoğu beş yıl içinde geçer. Ancak, boynun arka tarafındaki lekelerin kalma olasılığı fazladır.

Kan damarlarından doğan kabarık doğum lekesi gerçek hemanjiyom ya da çilek hemanjiyomudur. Bu leke, doğumda var olan salmon lekesinin tersine doğumdan birkaç ay sonra görülür. Altı ay içinde hızla büyüyerek, büyüklüğü yarım santimetreden birkaç santimetreye kadar değişebilen kırmızı kabarık ve yumuşak bir leke oluşturur. Bebeklerde yüzde 10’a varan oranda bu türhemanjiyom oluşabilir. Bu lekelerin çoğu tedavi edilmeden küçülür ve sonunda ortadan kaybolur. Bazen, göz, burun ya da ağız çevresi gibi belli alanlarda hızla büyüyen büyük bir lekenin tedavi edilmesi gerekebilir. Bu durumda, özel lazer tedavisi uygulanabilir. Bazen, doktorun verdiği ve ağız yoluyla alınan kortizonun kısa süre kullanılması bu büyük hemanjiyomlardan birinin büyümesini durdurur.

Pigment Lekeleri
Pigment lekeleri derinin üst tabakalarındaki normal pigmentlerin (melanosit/deriye renk veren hücre) artması sonucu oluşmaktadır. En yaygın olanı “Moğol Lekesi” olarak adlandırılan lekedir. Bu, en çok sırtın alt kısmında oluşan gri-kahverengi ya da mavi-gri renkli düz bir lekedir. Doğumda var olan bu lekeler zararsızdır. Buğday ya da koyu tenli bebeklerde daha yaygındır (Asyalı bebeklerin yüzde 90’nından fazlasında görülen bu lekenin Anglosakson bebeklerde görülme oranı yüzde 5’tir). Bu lekeler zamanla kaybolur. Doğuştan olan Melanosit (et beni/doğum beni), doğumda ya da ilk bir iki ay içinde ortaya çıkabilen ve pigmentlerin (deriye renk veren hücrelerin)büyümesi sonucu oluşan zararsız bir lekedir. Büyüklükleri milimetreden birkaç santimetreye kadar değişebilen bu lekeler, düz olan Moğol lekeleri ile karşılaştırıldığında, kabarık, kolaylıkla görülebilen ve hissedilebilen lekelerdir. Doğuştan olan birçok et beni, herhangi bir kanser riski taşımaz ve bu nedenle tedavi gerektirmez. Bununla beraber, bazen 20 santimetreden büyük olanı cilt kanserinin gelişmesinde risk faktörü oluşturabilir. Bu tür büyük et benleri için var olan tedavi yöntemleri ameliyatı ya da bazen lazer tedavisini kapsamaktadır.Çiller normal olarak doğumdan sonra oluşur. Pigmentlerin (deriye renk veren hücreler) ürettiği boya maddeleri ile renkleri koyulaşır. Çiller, çocukluk döneminde yanaklar, ellerin üst kısımları ve dirsekle bilek arası gibi vücudun en fazla güneş gören yerlerinde normal ile aşırı güneş ışınlarına maruz kalma sonucu oluşmaktadır. Çil oluşumu güneşten korunma ile önlenebilir. Et benlerinin çoğu doğuştan olmayıp, çocukluk ya da ergenlik çağında ortaya çıkabilir.

kaynak: Doğum Lekesi Tedavisi


Sigarayı Bırakmanın Etkili Yolu

Şubat 3, 2010

Tütünün içinde doğal olarak bulunan bir uyuşturucu olan Nikotin, en az Eroin ve Kokain kadar bağımlılık yapmaktadır. Fazla dozda alındığında nefes alıp verme kaslarını felç ederek insanı öldürebilir. Ancak sigara içerken daha küçük dozlarda alındığından vücut bu Maddeyi atabilir; bu sebeple insanı hemen öldürmez. Dumanı içinize çektiğinizde nikotin ciğerlerinize taşınır, çabucak kan dolaşımına karışır, kalbe ve beyne gider. Sigaradan kurtulmanın en etkili yollları haberimizde…

Nikotinin ilk dozu kişiye uyanıklık hissi verir, sonrakiler ise sakinlik ve rahatlama hissi getirir. Nikotin, kalbi, damarları, Hormon sistemini, vücut metabolizmasını ve beyni etkiler. Kalp atışını Dakikada 2-3 atış arttırır. Vücut sıcaklığını düşürür ve bacaklar ile ayaklardaki kan dolaşımını yavaşlatır.

Sigara dumanında Hava pasajlarını ve ciğerleri rahatsız eden kimyasallar vardır. Bunları içinize çektiğinizde vücut öksürerek kendini korumaya çalışır. Sabah öksürüğü ise farklı bir sebepten doğar. normalde hava geçişlerinde siller bulunur, bunlar yabancı maddelerin ciğere girmesini engellemek için dışarı doğru hareket ederler. Duman, bu süpürme işlemini yavaşlatır, bu sebeple de dumandaki bazı zehirli maddeler ciğerde kalmaya devam eder. Fakat insanlar uyuyunca bu siller iyileşerek yeniden çalışmaya başlar. Kişi uyanınca da daha önceki Günden kalan zehirli maddeleri atabilmek için ciğerler harekete geçer. Ancak sürekli sigara içilmesi sillerin hareket kabiliyetini öldürdüğünden Havadaki bakteriler ve virüsler çok daha kolayca ciğerlere girebilir.

Neden Bırakmalı?
İnsanların sigarayı bırakma nedenleri arasında Sağlık birinci sırayı almaktadır. Sigara Akciğer Kanserinin yanı sıra, ağız, gırtlak, böbrek, pankreas ve Rahim Kanserine de yol açmaktadır. Sigara içenlerin kalp krizi geçirme riski, içmeyenlerin iki katı kadardır. Sigara alışkanlığı, Damar Sertliğinin de temel sebeplerinden biridir. Bunun dışında kronik bronşit ve pek çok solunum yoyu hastalığına da yol açmaktadır. Bayanlar için başka riskler de sözkonusudur. 35 yaşın üzerindeki sigara içen ve doğum kontrol hapı kullanan bayanlarda kalp krizi riski çok yüksektir. Düşük yapma ve normalden küçük bebek doğum riski de fazladır. Ayrıca, sigara içenler sadece kendi sağlıklarını değil, çevrelerindeki insanların sağlıklarını da riske atmaktadırlar.

Sigarayı bırakmakla Elde Edilecek Yararlar Şunlardır:
Sigarayı bırakanlar içmeye devam edenlerden daha uzun yaşar. Sigarayı bırakmak, akciğer kanseri, kalp krizi, kronik akciğer hastalıkları ve solunum yolu hastalıklarına yakalanma riskini azaltır. Sigarayı bırakanların sağlıkla ilgili şikayetleri azalır. Yiyeceklerin tadını ve kokusunu çok daha iyi almaya başlarlar. Kendilerini çok daha iyi hissederler, eğer bu enerjiyi düzenli yürüyüşler veya başka türlü bir spora dönüştürmeyi başarırlarsa düzenli spor yapmanın getirdiği başka avantajları da elde edebilirler. Bu, sigarayı bırakınca alınabilecek kilolarla ilgili sorunlara da çözüm getirmiş olacaktır. Ayrıca, sigara içmek maliyetli bir iştir. Sigarayı bırakınca, bu masraf sona ermiş olacaktır.

Nasıl Bırakmalı?
Sigarayı bırakabilmek için üç basamağı geçmek gerekir: 1) Karar verme, 2) Hazırlanma ve 3) Devam etme.
1• Karar Verme
Neden bırakmak istediğinizi düşünün. Herkesin kendine göre sebepleri vardır. Bırakabilmek için gerçekten istemeniz gerektiğini unutmayın. Eğer daha önce birkaç kez bırakmayı denediyseniz. Bilirsiniz ki insan yeniden başlamak için binlerce anlamsız, gerçekte hiç de mantıklı olmayan birçok bahaneyi akla yatkın hale getirir ve tekrar başlar. Bunu engellemek için motivasyonunuzun çok iyi olması gerekir. Kendinizi böyle bir başarısızlıktan alıkoymak için bırakma nedenlerinizi kendi sözcüklerinizle kağıda dökün. Dayanamayacağınızı düşünüp tekrar başlamayı istediğinizde önce bunları okuyacağınıza kendinizi ikna edin. Eğer daha önce bırakmayı denediyseniz neden tekrar başladığınızı da yazabilirsiniz. Tekrar başladığına pişman olmayan insan yoktur. Ama şunu da akılda tutmakta yarar var: İlk iki haftadan sonra dayanmak çok daha kolaylaşır ve yeniden başlama olasılığı büyük ölçüde azalır.
2• Hazırlanma

Bunun için aşağıdaki faktörleri göz önünde bulundurmak gerekir:
• Ne kadar zamandır sigara içiyorsunuz?
• Günde kaç tane içiyorsunuz?
• Sizi sigara içmeye iten nedenler nelerdir?
• Düzenli bir plana göre mi içiyorsunuz, yoksa değişken mi?
• Sabahları çok yoğun sigara içme isteği duyuyor musunuz?
• Daha önce bırakmaya çalıştınız mı?
• Bırakırken neden sorunlar yaşadınız?

Sigarayı bırakmak neden zordur?
Mark Twain “Sigarayı bırakmak kolay, ben bunu bin kere yaptım” demiş. Belki siz de defalarca bırakmaya çalıştınız. Neden bu kadar zorlandığınıza bakalım. Sigara iki tip bağımlılık yapar. 1-Fiziksel bağımlılık, 2-Psikolojik bağımlılık. Fiziksel bağımlılığın sebebi nikotindir. Sigara, içildikten sonra mutluluk uyandırdığından hemen hemen tüm sigara içenler gitgide içtikleri miktarı artırma eğilimindedirler. Sinir sistemi nikotine adapte oldukça içilen miktar artar, böylece kandaki nikotin miktarı da artar. Daha sonra belli bir düzeye erişince, tiryaki bu düzeydeki nikotin miktarını sağlamak için sigara içmeye devam eder. Sigarayı bırakmaya çalıştığınızda vücudunuz hem fiziksel olarak nikotinin eksikliğine reaksiyon gösterir, hem de diğer yandan psikolojik olarak bir alışkanlıktan kurtulmanın zorluğuyla yüzyüze kalırsınız. İkisini birden göğüslemek oldukça zor bir iştir.

Nikotin eksikliği sebebiyle şu semptomlar görülebilir:
Depresyon, sinir bozukluğu, kızgınlık, hassasiyet, uyuma güçlüğü, konsantrasyon bozukluğu, başağrısı, yorgunluk, iştah artışı. Bu semptomlar kişiyi yeniden sigaraya başlamaya sevkeder, çünkü nikotin seviyesi eski düzeye çıkınca semptomlar kaybolur. Semptomlar son sigaranızdan sonra 48 ila 72 Saat içerisinde doruğa çıkacaktır. Daha sonra azalarak birkaç Gün ila birkaç hafta sürebilir.

Bütün sıkıntılara rağmen, bu güçlüklere katlanmak için pek çok sebep vardır ve sigarayı bıraktığınız için asla pişman olmazsınız.

Öte yandan, psikolojik bağımlılığı aşmak belki de işin daha zor kısmıdır. Edinilen alışkanlıkları ortadan kaldırmak kolay değildir. yemekten sonra, çok yorulduğunuzda, stresli olduğunuzda, keyifli olduğunuzda, Arabaya bindiğinizde, sabah uyandığınızda vb. siz tüm bu durumlarla ilgili, kafanızda bağlantılar kurdunuz. Artık bu gibi durumlarda otomatik olarak sigara yakmak gibi bir alışkanlık edindiniz. Bırakırken bu bağlantıları kırmanız gerekecektir. Bunun için en iyi yöntem, bir süre için eski alışkanlıkları değiştirmeye çalışmaktır.

Bıraktıktan sonra vücudunuzda neler değişecek?
• Eğer rejim yapıyorsanız; hiç zorlanmayacaksınız. Kendinizi tutabilirseniz, kilo almazsınız. Rejim yapanlar, bu konuda deneyimli ve avantajlıdır. Sigarayı bırakınca kendinizi çok daha enerjik hissedeceksiniz. Üşenmeyin, spora başlayın. En kolayı yürüyüş yapmaktır. Eğer sigarayı bırakmanızı destekleyen birileri varsa, onlardan size eşlik etmesini isteyebilirsiniz.
• Eğer rejim yapmıyorsanız (veya yapamıyorsanız); belki de iradenize hakim olamadığınızı düşünüyorsunuz. Sigarayı bırakan biri, yemek yerken de kendini kontrol edebilir. Siz çok daha zor bir işi başaracaksınız. İkisini bir anda yapamam diyorsanız; bir iki kilo alırım diye kaygılanmayın. Bu kiloları sonra verirsiniz. Böylece kendinize hakim olabildiğinizi kanıtlayacak, gerçekten istemenin ve kararlı olmanın ne kadar önemli olduğunu göreceksiniz.

Sigarayı bırakınca vücutta ne gibi değişiklikler meydana gelir?
• 20 Dakika sonra: Kandaki Karbondioksit seviyesi normale döner.
• 8 saat sonra: Kandaki karbondioksit seviyesi normale döner
• 24 saat sonra: Kalp krizi riski azalmaya başlar
• 2 hafta – 1 Ay sonra: Dolaşım düzelmeye başlar. Akciğerlerin kapasitesi %30 artar.
• 1 – 9 ay sonra: Öksürme, yorgunluk, nefes darlığı azalır. Ciğerlerdeki siller normal işlevlerini yapabilir hale gelir. Siller ciğerleri temizleyerek enfeksiyon riskini azaltırlar.
• 1 yıl sonra: Koroner kalp rahatsızlıkları riski sigara içenlerin yarısı kadardır.
• 5 yıl sonra: Kalp krizi riski sigara içmeyenlerle aynı düzeye iner.
• Sigarayı bırakmanın sosyal açıdan sağlayacağı faydalar: Kontrolün kendinizde olduğunu, iradenizin ne kadar kuvvetli olduğunu hissedersiniz. Kendinize güveniniz artar. Daha sağlıklı görünürsünüz. Aileniz daha sağlıklı olur. Egzersiz yaparken zorlanmadığınız için daha sportif olursunuz, bu da görüşünüzü değiştirir.

kaynak: Sigarayı Bırakmanın Yolları


Anasonun Neye İyi Gelir

Ocak 31, 2010

Anason hal arasında Enison, nanahan olarak da bilinir. Bitki özellikleri: Küçük beyaz çiçekli, 30-60cm yükseklikte, tüylü, bir yıllık bir kültür bitkisidir. Doğada aramamak gerekir. Bileşim: Herkesin tanıdığı, hoş, aromatik bir kokusu vardır. Genelde %2-4 oranında değişen uçucu yağdan kaynaklanır bu koku. Anethol, uçucu yağın ana maddesidir. Ayrıca şeker ve albümin de içerir. Anason bir çok şeye iyi geliyor! Anasonun faydaları nelerdir? Anason çayı nelere iyi gelir?

Kullanım alanları ve biçimleri: Anason öncelikle gaz söktürücü, mideyi güçlendirici ve öksürüğü yatıştırıcı olarak kullanılmalıdır. Sürekli hıçkırıklarda bir bardak anason çayı denenebilir. İştah açıcı, mideyi rahatlatıcı, yatıştırıcı ve sindirimi kolaylaştırıcı olarak kullanılabilir. Uykusuzluğa karşı da denenebilir. Bebeklere ve küçük çocuklara gaz sıkıntılarında ve öksürüklerde anason çayı içirilmelidir. Tadı ve kokusu hoş olmayan bitki çaylarına veya bitkisel kaynaklı ilaçlara aroma katkısı olarak da kullanılabilir. Anason çayı, yeterli olmayan anne sütünü arttırır.Başlangıçta, mide şişkinliğine ve gazına karşı anasonun yararlarından söz edilmişti. Evet, anason bu alanda oldukça rahatlatıcıdır, ama frenk kimyonu ondan da etkilidir. Öksürük tedavisinde de, anasondan önce rezene gelir. Belki anason etkinlik açısından bu iki bitkinin gerisinde kalabilir, ama onun öne çıkan özelliği de, tadının çok iyi olmasıdır. Bu nedenle, yetişkinler ve çocuklar için mide şişkinliği ve gazına karşı hazırlanacak çaylarda, bu üç bitkinin eşit oranda karıştırılarak kullanılması çok daha yararlı olacaktır.

Anason çayı: Havanda hafifçe ezilmiş 1-2 çay kaşığı dolusu anason, 1 bardak kaynar suyla haşlanır ve demlenmesi için 8-10 dakika beklendikten sonra süzülür. Öksürüğe karşı, günde 2-4 bardak çay, bal ile tatlandırılarak içilir. Mide şişkinliğine karşı yine günde 2-3 bardak çay, tatlandırılmadan içilmelidir. Anasonun havanda hafifçe ezme işlemi, her çay demlenmesinde taze olarak yapılmalıdır.

Yan etkiler: Çok ender olmakla birlikte, solunum yolları veya sindirim organları alerjisi görülebilir. Bu durumda çay kullanımını kesmek gerekir. Başka hiçbir yan etkisi yoktur.

Anason neye iyi geliyor

Anason hazmı kolaylaştırır. İştahsızlığı ve yemeklere karşı duyulan tiksintiyi giderir. Mide ve bağırsak gazlarını söktürür. İdrarı artırır. Kusmaları ve ishali keser. Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar. Ancak, aybaşı kanamaları ve hamilelik döneminde kullanılmaz. Anne sütünü artırır. Sinirleri yatıştırır. Migren ağrılarını keser. Beyin yorgunluğunu giderir. Uyku verir. Kalbi kuvvetlendirir. Kan dolaşımının düzenli olmasını sağlar. Cinsel arzuları kamçılar. Astım, nefes darlığı ve bronşitte görülen şikayetleri giderir. Öksürüğü keser. Yaşlılarda meme sarkmasını önler. Fazla miktarda kullanıldığı zaman uyuşukluk verir.

kaynak: Anasonun Faydaları


Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.