Ağrısız Doğum Mümkün mü

Şubat 16, 2010

Anne adaylarının en büyük korkusu doğum esnasında çok acı çekmektir. Ancak günümüzde tıp o kadar ilerlemiştir ki artık doğum son derece kolay ve ağrısız yapılabilmektedir. Bu yüzden 9 ay boyunca o anı düşünerek stres yapmanız sadece kendinize değil taşıdığınız bebeğe de zarar vermektedir. İşte kadinlarsitesi.com olarak siz değerli anne adayları için ağrısız doğumu araştırdık…

Ağrısız doğum; doğum sancıların karında basınç, kasıklarda baskı biçiminde hissedildiği, tamamen normal bir doğumdur. Ağrısız doüumun normal doğumdan tek farkı doğum sancılarınızı karnınızda sadece kasılma (ve bebek çıkarken kasıklarınızda basınç) şeklinde hissetmenizdir. Ağrı acı vs yoktur. Bölgesel analjezi uygulamasından sonra doğuma kadar geçen sürede yürüyebilir, bulunduğunuz mekanda yürüyebiirsiniz.Sizi doğum evine alıp, pozisyon verdiklerinde karnınızda kasılma, kasıklarınızda baskı hissedince siz de aynı zamanda ıkınır, bebeğinizi aşağıya itersiniz. Her kasılmada bebek, doğum kanalında biraz daha ilerler ve nihayetinde önce başı daha sonra vücudu rahimden çıkar.

İsterseniz ilk olarak normal doğum ve evrelerini inceleyelim, sancılar nasıl oluşur, bir görelim:

Doğum ve Evreleri

Doğum, rahim içindeki bebeğin, vakti gelince türlü kasılmalarla doğum kanalında ilerleyip dışarıya çıkması, dünyaya gözünü açmasıdır. Her kadının doğumu özeldir ve onun için ömrü boyunca unutamayacağı bir tecrübedir.

Normal doğum 3 Aşamada Gerçekleşir:

1-Açılma
2-Bebeğin çıkışı
3-Halas (Plesantanın-bebeğin eşinin çıkımı) ile doğum eylemi tamamlanır.

Doğum süresi:

Doğum süresi; ilk ya da ikinci, üçüncü doğum olması, bebeğin ve anne adayının boyu, kilosu, bebeğin pozisyonu, kanalın anatomik yapısı, annenin psikolojik durumu ve benzeri pek çok etkenlerle değişebilmekle birlikte; ilk doğumda ortalama 6-9 saat; daha sonraki doğumlarda 3-5 saattir.

Doğum Ağrısı

Doğum ağrısı, kendine özgü nitelikleri olan çok boyutlu bir ağrıdır ve çoğunlukla çok şiddetlidir. Pek çok kadın için şu ana dek yaşadıkları en büyük ağrıdır. Doğumun 1. aşamasındaki ağrılar rahim kasılmaları ve rahim boynunun genişlemesi, doğum kanalı açılmasından kaynaklanır. Bu ritmik kasılmalar çeşitli biçimlerde hissedilir ve şiddetli menstruasyon (Aybaşı) sancısı gibidir.2. devrede ise bebeğin başının doğum kanalından aşağıya inip dışarı çıkarken kasık ve kalça tabanındaki yumuşak dokuların kasılıp germesinden kaynaklanır.
Doğumun ilk safhasında hipnoz, akupunktur, Aromaterapi,Etonoks gazı,TENS uygulanması ve Petidin enjeksiyonu gibi bazı teknikler denenmektedir. Ancak bütün daha sonra yeterli olmayabilir. Doğumun sonraki evrelerinde yalnız Bölgesel Analjezi metadları etkilidir.

Analjezi “ağrısızlık, acı, ağrı hissedilmemesi” demektir. Bölgesel analjezi kişiyi uyutmadan, (şuuru açıkken) sadece ağrının oluştuğu veya iletildiği bölgenin geçici olarak uyuşturulması, o bölgedeki ağrı ve/veya hissin bir süreliğine yok edilmesidir.

Normal doğumda bölgesel analjezi 3 farklı teknikle uygulanabilir. En yaygın yöntem epidural analjezidir. 2. yöntem spinal analjezidir (Çoğunlukla doğumun ilerlemiş aşamalarındaki ağrı tedavisinde, çıkım öncesi şiddetli sancılarda, ıkınmayı engellemeyecek ilaçlarla uygulanır.) 3. metodda kombine spinal epidural analjezidir. Buradaki amaç her 2 yöntemin avantajlarından yararlanabilmektir.

Normal doğumda altın standart: Epidural Analjezidir.

Normal doğum için en çok tercih edilen, en etkili, en güvenli ve en sık kullanılan yöntemdir. Bel bölgesindeki duramater zarı etrafına (Epidural alana) ağrı kesici ilaçların enjeksiyonu ile gerçekleştirilir. Anne adayı baskıyı, dokunmayı hisseder, hatta kalkıp yürüyebilir ama ağrıyı hissetmez. Normal doğum için gerekli olan doğum sancısı, kasılmalar vardır ama rahatsız etmez.

Ne zaman uygulanır ?

Rahim kasılmaları düzenli hale geldikten (Doğum ağrıları oturduktan) sonra rahim ağzı yaklaşık % 60-70 incelip, açıklığı 4 cm’e ulaşınca yani sancılar anneyi ciddi olarak rahatsız etmeğe başlayınca uygulanır. Daha önce uygulanması, kasılmaları etkileyip doğumu geciktirir. Geç kalındığında ise hem anne gereksiz ağrı çekmiş olur hem de ağrılar daha sık geleceğinden anne adayı işlem süresince hareketsiz kalamaz ve epidural uygulanması zorlaşabilir.

DOĞUMDA EPİDURAL ANALJEZİ

* Günümüzde ayaklarda uyuşukluk ya da ağırlık hissi olmaksızın doğum sancısını yok etmek başka bir ifadeyle “Mobil ağrısız doğum” mevcuttur. Uygulamadan sonra yürüyebilirsiniz.
* Epidural analjezi sizi sersemletmez, hasta hissettirmez, ayrıca bağırsak hareketlerini durdurmaz, gaz çıkarımını engellemez.
* Hem psikolojik rahatlama, hem de kas spazmının çözülmesiyle normal doğum şansınızı artırır.
* Doğum stresinizin çoğunu giderir, kaslarda gevşeme ve rahatlama sağlar.
* Sancıları ağrı olarak değil, basınç ve kasılma olarak hissedersiniz. Çıkım esnasında kasılmalara eşzamanlı ıkınarak doğuma katılabilir, doğumunuzu çabuklaştırabilirsiniz.
* Doğum sonrası yorgun, bitkin olmadığınız için bebeğinizi çok daha çabuk kucağınıza alır, hemen besleyebilirsiniz.
* Tecrübeli uzmanların yaptığı epidural sonrası baş ağrısı çok nadirdir(% 1 civarı). Oluşsa bile tedavisi mümkündür. Tedavi edilmese bile 7-15 gün içinde kendiliğinden, iz bırakmadan geçer.
* Normal doğumun ağrı gideriminde altın standart “epidural”dir.

kaynak: Ağrısız Doğum


Kürtaj Rehberi

Şubat 4, 2010

Kürtaj en sık kullanılan anlamı ile rahim içinden bir doku, parça almak anlamına gelir.Kürtaj işlemi genel olarak gebeliğin sonlandırılması, tahliyesi amacıyla yapılmaktadır.Tıbbi tahliye olarak da isimlendirilen kürtaj halk arasında, “çocuk aldırma” ve bebek aldırma tabirleri sıklıkla kullanılmaktadır. Bu işlem gebelik sonlandırma dışında da tanı amaçlı biopsi amacı ile yapılabildiği gibi tedavi amaçlı bir işlem olarak da uygulanabilmekte ve bu tanısal ileme de tıp dilinde dilatasyon deniliyor.

stenmeyen gebelik olduğunda yada tıbbi sebepler ile bir kürtaj gerektiğinde (Tıbbi olarak kürtaj gerektiren işlemler; boş gebelik – anembriyonik gebelik- bozulmuş gebelik, tam olmayan düşük-inkomplet abortus- , mol gebeliği gibi.. ) bu şelm bir kadın doğum uzmanı tarafından ve önerisi ile yapılmalıdır. Gebelik haftası yapılacak işlemin güvenliği ve olaşabilecek risklerin olasılığı ile doğrudan ilişkilidir. Gebelik haftasının büyümesi kürtajın risklerini ve işlem esnasında kullanılacak vakum kanüllerinin ( karmen kanülleri) çaplarının büyümesine , işlem süresinin de doğal olarak daha fazla uzamasına neden olacaktır. Sonuçta tüm bunlar kürtaja ait risklerin görülme sıklığını da arttırır. Zamanlama olarak gebelik kesesinin son adet tarihinin ilk gününe göre 5 haftada ultrasonografi ile görüleceği dikkate alınırsa 5.-7. haftalar arası müdahalenin yapılması en uygundur.

Gebelik haftası hesaplarken genellkle yanlış hesaplamalar yapmakta ve arzu edilmeden beklenenenden daha büyük gebelik haftalarına ulaşılmaktadır. Bir gebelik haftası hesaplanırken gebeliğin muhtemel oluşma anı yani cinsel birleşmenin olduğu gün gebelik haftası hesaplamasında dikkate kesinlikle alınmaz!!! Bir gebelik haftası hesaplaması nda en son görülen adetin ilk gününden itibaren bu güne kadar geçen süre hesaplanarak doğru gebelik haftası saptanır. Örnek olarak 10 haziran son adet tarihinin ilk günü ise 25 temmuzda bu gebelik 6 haftalıktır. Gebelik haftasının tam ve doğru hesabı için bizim geliştirdiğimiz beklenen doğum haftanız isimli otomatik hesaplayıcı da kullanmanızı tavsiye ederiz.Unutmayın ki, kürtajın tüm riskleri gebelik haftası büyüdükçe doğal sonuç olarak artar ve kürtaş işlemi sonrası hastanın iyileşme ve doğal hayatına dönme süresi de uzar.

Ülkemizde kürtaj için yasal sınır 10. gebelik haftasına kadardır.Yasal sınırlar içinde kürtaj işlemi için uygun haftada tespit edilen istenmeyen gebeliklerde kürtaş işlemi lokal anestezi (rahim ağzında bölgesel uyuşturma, bölgesel anestezi) veyahut genel anestezi (koldan yapılan bir iğne ile kısa süreliğine uyutularak) altında uygulanabilir.Önerimiz tabii ki eğer tıbbi bir engel yok ise genel anestezi ile işlemin tümüyle ağrısız seyretmesi açısından yapılmasıdır. Özellikle ilk kez kürtaj işlemi yaptıran kadınlar ve sezeryan ile doğum yapmış kadınlarda genel anestezi ile kürtaj işlemini yaptırmalarını da tavsiye ederiz. Normal doğum yapmış ve daha önceden birden fazla kürtaj deneyimi olanlar, ağrı eşiği yüksek olan kadınlar ve eğer gebelik haftası da 7. gebelik haftasını geçmiyor ise ise lokal anestezi ile de kürtaj yaptırabilirler.

Deneyimli ve tecrübeli bir jinekolog tarafından gerekli tüm özen gösterilirse olabilecek en az risk ile kürtaj güvenli bir şekilde tabii ki yapılabilmektedir. Günümüzde maalesef bir çok kadın “ucuz kürtaj” olabilmek için ile gerekli olması gereken temizliğe, steriliteye , önerilen tekniğe uyulmayan ve kürtaj işlemini kimin dahi yaptığını bilmedikleri kliniklerde � merkezlerde gereksiz riskler alarak kürtaj olabilmektedirler. Korkuyorsanız ve güvenli kürtaj olmak istiyorsanız, bu konuda deneyimli ve kimliğini bildiğiniz hekimleri seçmeniz gerekmektedir..

Kürtaj Çeşitleri Nelerdir?
1. Gebelik Tahliyesi, İstenmeyen Gebelik sonlandırılması, Tıbbi Tahliye;
İstenmeyen gebeliklerin , arzu edilmeyen hamileliklerin sonlandırılması amacı ile yapılır ve tıbbi tahliye olarak da isimlendirilir. Ülkemizde kanunen18 yaşından büyük kadınlarda 10 haftaya kadar bekar iseler kendi rızası ile , resmi olarak evli ise eşinin de onayı alınarak yapılır. Gebelik sonladırma işlemi bir çok gelişmiş ülkede olduğu gibi bizler tarafından da “vakum tekniği” ile yani enjektör içerisine negatif basınçla çekme şeklinde yapılmaktadır. Uyguladığımız bu teknik hakkında detaylı bilgileri sitemizde Kürtajın Tekniği bölümünde okuyabilirsiniz.

2. Probe Küretaj (PC)
Anormal kanamalarda ve kanama bozukluklarında , özellikle menopoz sonrası kanamalarda teşhis bazen de tedavi amaçlı yapılan işlemdir. Rahim içi metal keskin küretler ile kazınır ve temizlenir. Tedavi amacı da güden bu küretaj işlemi ile patolojiye gönderilen parça ile; endometrial hiperplazi, rahim kanseri, rahimde yaşa bağlı zayıflama (atrofi) teşhisi konabilir. Bu işlem sırasında rahim ağzı kanserine yönelik rahim ağzı kanaldan parça alınması işlemide yapılırsa ( endoservikal küretaj) nuna fraksiyone küretaj ismi verilmektedir

3. Rest küretaj (RC)
Kendiliğinden olan bir düşükten sonra içeride kalan gebeliğe ait parçaları temizlemek için yapılan kurtaj için verilen isimdir. Rest küretajtekniği normal gebelik sonlandırmadaki ile de aynı olmasına rağmen bazen içeride kalan plasenta parçaları rahim içine yapışmış olabileceği için ,rahim içini tam temizleyebilmek için metal küret 8 keskin küret ) aletlerinin de kullanılması gerekebilmektedir.

kaynak: Kürtaj


Doğum Lekeleri Nasıl Geçer

Şubat 3, 2010

Bebekler doğduklarında var olan ve genel olarak “doğum lekeleri” olarak tanımlanan birçok yaygın doğum lekesi bulunmaktadır. Doğum lekeleri, kan damarları (kan damarları kökenli urlar veya hemanjiyom olarak adlandırılır) yada pigment hücreleri (ben, et beni olarak adlandırılır) gibi normal olarak deride bulunan yapıların aşırı büyümesi sonucu ortaya çıkmaktadır. Nedeni bilinmemektedir. Doğum lekeleri, birçok bebek için önemli sorunlar yaratmadığı gibi, çoğu herhangi bir tedavi gerektirmez.

• Doğum lekeleri çok yaygındır
• Nedeni bilinmemektedir
• Doğum lekelerinin çoğu sorun yaratmaz
• Doğum lekelerinin çoğu tedavi gerektirmez
• Doğum lekelerinin birçoğu zamanla yok olur

Farklı doğum lekeleri nelerdir, nerelerde oluşurlar ve nasıl tedavi edilirler?

MİLİA
- Yeni doğmuş bebeğin yüzünde bulunan, sivilceye benzeyen küçük beyaz yumru ya da kistlere denir.

- Kıl foliküllerinde oluşan yüzeysel deri kistleridir.

- Alında,burun ve yanaklarda 1 mm çapında beyaz şekilde görülürler.

- Birkaç hafta içinde kendiliklerinden düzelirler.

Miliaria (Ter Retansiyon Sendromu)

- Ter kanallarının mekanik tıkanması sonucu geçici , toplu iğne başı büyüklüğünde kabarcıklardır.

- Genellikle sıcak ve nemli çevre koşullarında oluşur.

- Daha çok kıvrım yerlerinde görülür.

- Çocuğu serin yerde tutmalı ve banyo uygulanmalıdır.

Zararsızdırlar ve tedavi ile kendiliğinden yok olurlar.

Yeni doğanın Toksik Eritemi (Erytema Neonatarum)

Belirtiler

Kırmızı bir yüzey üzerinde kendini beyaz sivilceler ya da kabarcıklarla belli eden bir döküntü. 5-6 mm çapında ortaları pire ısırığına benzer sarımsı beyaz lezyonlardır.

Nedeni bilinmemektedir.

Özellikle doğumdan sonra ikinci günde görülürler. 1-2 haftada kendiliğinden kaybolur.

Normal zamanında doğmuş bebeklerde takriben yüzde 50’si (premetüre bebeklerde daha az) doğumdan 1 ila 3 gün sonra toksik eritem geliştirirler. Genellikle yüzde , karın bölgesinde ve kol ve bacaklarda meydana gelir ve pire ısırığını andırır.

Döküntüleri zararsızdır ve hiçbir tedavi gerektirmez , genellikle birkaç gün içinde geçer.

Yeni Doğan Aknesi (sivilce)
- Anneden geçen hormon etkisine bağlı, daha çok yanaklar, çene ve alında görülen bir akne vulgaris tablosudur.

- Daha çok erkek çocuklarda rastlanılır.

- Kısa sürede iyileşir. Genellikle tedavi gerektirmez.

- Uzun süre devam eden vakalarda lokal tedavi uygulanabilir. Kortikosteroid içeren deri merhemleri yeni doğanlarda kullanılmamalıdır.

Kan Damarları Kökenli Doğum Lekeleri (hemanjiyom)
En yaygın hemanjiyom, yenidoğan bebeklerde yüzde 50’ye varan oranda boynun arka tarafında kırmızı düz bir leke olarak görülen salmon lekesidir. Bazen baş ya da boynun başka yerlerinde de oluşabilir. Yüzde oluşan salmon lekelerinin çoğu beş yıl içinde geçer. Ancak, boynun arka tarafındaki lekelerin kalma olasılığı fazladır.

Kan damarlarından doğan kabarık doğum lekesi gerçek hemanjiyom ya da çilek hemanjiyomudur. Bu leke, doğumda var olan salmon lekesinin tersine doğumdan birkaç ay sonra görülür. Altı ay içinde hızla büyüyerek, büyüklüğü yarım santimetreden birkaç santimetreye kadar değişebilen kırmızı kabarık ve yumuşak bir leke oluşturur. Bebeklerde yüzde 10’a varan oranda bu türhemanjiyom oluşabilir. Bu lekelerin çoğu tedavi edilmeden küçülür ve sonunda ortadan kaybolur. Bazen, göz, burun ya da ağız çevresi gibi belli alanlarda hızla büyüyen büyük bir lekenin tedavi edilmesi gerekebilir. Bu durumda, özel lazer tedavisi uygulanabilir. Bazen, doktorun verdiği ve ağız yoluyla alınan kortizonun kısa süre kullanılması bu büyük hemanjiyomlardan birinin büyümesini durdurur.

Pigment Lekeleri
Pigment lekeleri derinin üst tabakalarındaki normal pigmentlerin (melanosit/deriye renk veren hücre) artması sonucu oluşmaktadır. En yaygın olanı “Moğol Lekesi” olarak adlandırılan lekedir. Bu, en çok sırtın alt kısmında oluşan gri-kahverengi ya da mavi-gri renkli düz bir lekedir. Doğumda var olan bu lekeler zararsızdır. Buğday ya da koyu tenli bebeklerde daha yaygındır (Asyalı bebeklerin yüzde 90’nından fazlasında görülen bu lekenin Anglosakson bebeklerde görülme oranı yüzde 5’tir). Bu lekeler zamanla kaybolur. Doğuştan olan Melanosit (et beni/doğum beni), doğumda ya da ilk bir iki ay içinde ortaya çıkabilen ve pigmentlerin (deriye renk veren hücrelerin)büyümesi sonucu oluşan zararsız bir lekedir. Büyüklükleri milimetreden birkaç santimetreye kadar değişebilen bu lekeler, düz olan Moğol lekeleri ile karşılaştırıldığında, kabarık, kolaylıkla görülebilen ve hissedilebilen lekelerdir. Doğuştan olan birçok et beni, herhangi bir kanser riski taşımaz ve bu nedenle tedavi gerektirmez. Bununla beraber, bazen 20 santimetreden büyük olanı cilt kanserinin gelişmesinde risk faktörü oluşturabilir. Bu tür büyük et benleri için var olan tedavi yöntemleri ameliyatı ya da bazen lazer tedavisini kapsamaktadır.Çiller normal olarak doğumdan sonra oluşur. Pigmentlerin (deriye renk veren hücreler) ürettiği boya maddeleri ile renkleri koyulaşır. Çiller, çocukluk döneminde yanaklar, ellerin üst kısımları ve dirsekle bilek arası gibi vücudun en fazla güneş gören yerlerinde normal ile aşırı güneş ışınlarına maruz kalma sonucu oluşmaktadır. Çil oluşumu güneşten korunma ile önlenebilir. Et benlerinin çoğu doğuştan olmayıp, çocukluk ya da ergenlik çağında ortaya çıkabilir.

kaynak: Doğum Lekesi Tedavisi


Aşerme

Ocak 27, 2010

Ben hamileyim diyen birine hemen canın ne istiyor deriz. Peki aşerme ne zaman başlar? ne zamana kadar devam eder? Gebelikte aşarme ve iğrenme nedir, sebepleri nelerdir, aşerme ve iğrenme ne zaman başlar ve ne zaman biter? Hamile kadınlar nelere aşerir, nelerden iğrenir, tedavi gerektirir mi, tedavisi nasıldır? Aşermek, Zamansız ve akla gelecek yiyecekleri arzulamak. Gebelerin %70’i hamileliğinin ilk ayında en az bir tane besini arzulamaktadırlar.

Gebe kadın akla gelmeyecek meyve, yemek vb. yiyecekleri aşerebilir.

Eğer gebenin aşerdiği yiyeceği bulamıyorsak veya bulmak için şartlar müsait değilse ona benzer yiyecekler tüketilmelidir.

Bazı gebelerde demir eksikliği sonucu toprak aşerme durumu görülür, mutlaka tıbbi tedavi gerekir.

Bazı gebeler aşerdiği gibi, bazı gebelerde de iğrenme durumu söz konusu olabilir.

Aşerme ve iğrenme gebeliğin 5. ayına kadar devam eder eğer 5. aydan sonrada bu tepkiler devam ederse psikolojik sebepler aranmalıdır. Eğer iğrenme kahve, sosis, salam vb. gibi katkı maddesi içeren besinlere karşıysa bu hem anne hem bebek için iyi bir şeydir.

Fakat iğrenme annenin ihtiyaçlarını karşılayacak ve bebeğin sağlıklı gelişmesini sağlayacak süt, balık vb. gibi besinlere karşıysa mutlaka bunları yemek için kendimizi zorlamalıyız yinede yiyemezsek profesyonel yardım almak gerekir.

Genelde gebelerde süte karşı iğrenme görülür. Eğer süt tüketemiyorsanız bolca peynir ve süt ürünleri tüketiniz.

kaynak: Aşerme Ne Zaman Başlar


Cinsiyet Belirleme Yöntemi

Ocak 20, 2010

İnsanlar binlerce yıldır doğacak bebeklerinin cinsiyetlerini önceden belirlemek için bazı yöntemler uygulamaya çalışmışlardır. Ülkemizin de dahil olduğu bazı toplumlarda eskiden beri ve belki şimdi bile mal ve mevkinin nesilden nesile aktarılabilmesi açısından ailelerde erkek bebeğin önemi büyüktür. Bunun aksine son zamanlarda Almanya’da yapılmış bir çalışma, ailelerin özellikle ikinci dünya savaşından sonra daha çok kız bebek arzuladıklarını ortaya koymuştur.

Kuzey Amerika ve Avrupa ülkelerinin çoğunda yapılan çalışmalarda ailelerin doğacak çocuklarının cinsiyetini belirleme konusunda çok aşırı istekli olmadıkları görülmektedir.

Çağlar boyunca erkek bebek için “yanıp tutuşma” o kadar ileri boyutlara varmıştır ki, insanlar bunu sağlamak için “bilimsel yöntemler” bile keşfetmişlerdir! Bunlardan en ilginci eski Yunalıların sol testisi (erkek yumurtalığı) iple bağlama sonrası ilişkide bulunulduğunda erkek çocuk sahibi olunabileceği teorileridir. Bu teori daha sonra 18. yüzyılda daha da ileri götürülmüş ve Fransız soylularına dönemin bilim adamları tarafından erkek çocuk için sol testislerini aldırmaları bile önerilmiştir…

Doğanın dengesinin korunması açısından doğan kız çocuklarıyla erkek çocukları hemen hemen birbirine eşittir ve bu dengenin insan eliyle bozulması mümkün görünmemektedir. En son istatistiklere göre dünya genelinde 1050 erkeğe karşı 1000 kız bebek dünyaya gelmektedir. Erkek bebek sayısının hafifçe yüksek olmasının nedeni muhtemelen erkek çocuklarının çocukluk çağında kaybedilme olasılıklarının hafifçe yüksek olması ve genel olarak erkek ömrünün kadın ömrüne göre biraz daha kısa olmasıdır. Yani erkek bebekler daha fazla doğsa da dünyada erkek ve kadın sayısı muhtemelen birbirine oldukça yakındır.

Bebeğin Cinsiyeti Nasıl Belirlenir?

Sperm hücreleri hem X hem de Y kromozomu içerebilirler. Yumurta hücreleri ise her zaman X kromozomu taşırlar.

Yumurta hücresinin içine girmeyi başarabilen sperm hücresi X kromozomu taşıyorsa yeni canlı dişi, Y kromozomu taşıyorsa erkek olur.

Yani bebeğin cinsiyetini belirleyen her zaman erkeğin sperminde bulunan kromozomdur.

Yeni oluşan canlının kromozom kodu erkek ise 46, XY, dişi ise 46, XX olarak ifade edilir.

Günümüzde Doğacak Bebeğin Cinsiyetini Belirlemede Kullanılan Yöntemler

Günümüzde doğacak bebeğin cinsiyetinin belirlenmesine yönelik bilimsel yönü hiç olmayan veya zayıf olan yöntemler olduğu gibi, oldukça güçlü bilimsel temellere dayanan çeşitli yöntemler geliştirilmiş durumdadır. Bunlardan en gelişmiş olan ve tüp bebekle beraber uygulanan PGT (prekonsepsiyonel genetik tanı) yöntemi %100’e yakın sonuç vermekte, ancak ülkemizde isteğe bağlı uygulanamamaktadır.

Batıl İnançlar

Çocuğun cinsiyetini belirleyebilme arzusu insanları çeşitli inançlar geliştirmeye itmiştir. Halk arasında çocuğun cinsiyetini belirlemek için yaygın olarak kullanılan ancak bilimsellikten uzak inançlar bulunmaktadır.

Bunların bazıları şu şekildedir:

* Erkek çocuk sahibi olmak için bol kırmızı et tüketilmeli, tuzlu yenmeli, baba adayları gazlı içecekleri bolca tüketmelidir.

* Kız çocuk sahibi olmak için çiftler bolca balık eti ve sebze tüketmeli, kadınlar tatlı yiyecekler tüketmelidir.

* Erkek çocuk sahibi olmak için ilişkiden sonra kadın yerinden bir süre kalkmamalı veya ayakta ilişki pozisyonu tercih edilmeli, önce erkeğin orgazm olmasına izin verilmelidir.

* Kız çocuk sahibi olmak için misyoner (kadın altta) pozisyon tercih edilmeli, kadının ilişkiyi başlatmasına ve daha önce orgazm olmasına izin verilmelidir.

* Erkek çocuk sahibi olmak için gece saatlerinde ilişkide bulunulmalı, tercihen ay hilalde olmalı, ilişki için ayın tek sayılı günler tercih edilmelidir.

* Kız çocuk sahibi olmak için öğleden sonra ilişkide bulunulmalı, ayın çift sayılı günlerinde beraber olunmalıdır.

Bu inançların hangi bilimsel temellere dayandığı saptanamamış olduğundan güvenilmemelidir.

Çin Takvimi

Halk arasında yaygın olarak kullanılan yöntemlerden biri de Çin takvimidir. Çinlilerin bundan 700 yıl önce Pekin yakınlarında bulduklarını iddia ettikleri bu tablo, yine iddialara göre doğacak bebeğiin cinsiyetini %90 doğrulukla tahmin edebilmektedir.

Takvimde anne adayının gebe kalacağı yaş ile gebe kalınacak ayın kesiştiği kutuda yazan cinsiyet doğacak çocuğun cinsiyetidir.

Muhtemelen spermlerin mevsimsel özelliklerinden hareketle istatistikler kullanılarak oluşturulan bu tablo da bilimsellikten uzaktır.

kaynak: Cinsiyet Belirleme


Boş Gebelik Nedir

Ocak 15, 2010

Halk arasında su gebeliği olarak da adlandırılan bu durumda gebelik kesesini oluşturan zar ve plasenta oluşurken bu yapıların içinde bir bebek bulunmaz. Tanısı ultrasonda embryo ve kalp atımları görülmesi gereken haftalarda kesenin boş olarak izlenmesi ile konur. Erken gebelikte konulan bir tanı olduğu için bazı özel durumlara dikkat etmek gerekir. Boş gebelik hakkında bilmedikleriniz…

Boş gebelik ile çok erken dönemdeki normal bir gebeliği ayırdetmenin en önemli yolu kese içinde yolk kesesi adı verilen yapının izlenmesidir. Yolk kesesi varlığı gebeliğin boş gebelik olmadığının en önemli belirtisidir. Öte yandan kesenin ultrasondaki görüntüsü de bu iki durumun ayrımında yol gösterici olabilir. Teorik olarak son adet tarihinden yaklaşık 5 hafta geçen durumlarda transvajinal ultrasonografi ile fetus görülebilmelidir. Bunun gerçekleşmediği durumlarda ise boş gebelik tanısı koymak için aceleci davranmak çok yanlış bir yaklaşım olacaktır. Bu gibi bir durum varlığında en azından bir hafta beklenerek durumun gidişatı hakkında yeterli bilgi edinilmelidir.

Erken gebelik kayıpları, yani düşüklerin neredeyse yarısından fazlasının sebebi boş gebeliklerdir.

Blighted ovumda annede yumurtlama olur. Bu yumurta babadan gelen sperm ile birleşir ve döllenir. Döllenen yumurta tüplerdeki yolculuğunu tamamlar ve rahim duvarına tutunur.Gelişen hücreler gebelik kesesini oluşturmaya başlarlar. Buraya kadar herşey normal gebelikle aynıdır. Normal olmayan ise bu kesenin içinde embryo olmamasıdır.

Belirtileri
Klinik olarak normal bir erken gebelikten hiçbir fark yoktur. Tüm belirtiler aynıdır. Ne bir kanama ne de kramplar bulunur.Zaman geçtikçe hafif kahverengi akıntı görülebilir ancak bu da ayırıcı bir bulgu değildir. Kişi ultrason kontrolünde gebelik kesesinin içinde embroyun ve kalp atımlarının olmadığı anlaşılana kadar boş gebelik olduğunu fark edemez.

Nedenleri
Boş gebelik kromozomal problemlerden kaynaklanan bir tablodur. Bu olayın kalıtsal olduğu anlamına gelmez. Sadece o gebeliği meydana getiren sperm ve yumurtalarda kalite düşüklüğü ya da anomali söz konusudur. Geçmişte düşük yapan kadınların çoğu boş gebelikten haberdar bile değildiler. Oysa günümüzde uterus içinde neler olup bittiğini çok güzel gösteren ultrason cihazları ve tecrübeli hekimler sayesinde bu tür hastalıkları tespit edebiliyoruz ve düşük gibi tehlike yaratabilecek durumlara karşı önlemimizi alabiliyoruz.

Blighted ovum tekrarlama eğiliminde olan bir anomali değildir. Kromozomal bozukluk olmasına karşın anne ya da babada genetik bir problem yoksa kalıtsal özellik göstermez. Tamamen normal bir düşük olarak sınıflandırılmalıdır. Özellikle ilk gebeliği boş gebelik veya düşük ile sonuçlanan anne baba adayları haklı olarak endişe duyarlar. Oysa bir neden aramak için arka arkaya 2 yada 3 düşük olması gereklidir.

Tedavi
Blighted ovum’un tedavisi gebeliğin kürtaj ile sonlandırılmasıdır. Bunun dışında herhangi bir tedavi alternatifi yoktur.Kürtaj tanı konulduktan sonra mümkün olan en kısa zamanda yapılmalıdır.

Boş gebelik nedeni ile kürtaj olmak zorunda kalan anne adaylarında 1-2 hafta içinde yeniden yumurtlama olur ve 4 hafta sonunda adet görürler. Bu adet kanamasından sonraki siklusdan itibaren yeniden gebe kalınmasında hiçbir sakınca yoktur.

kaynak: Boş Gebelik


Hamilelikte Cinsel Yaşam

Ocak 13, 2010

Gebelikte seks en az konuşulan ve hekimlere en az sorulan konuların başında gelmektedir. “Cinsel birlikteliğimize bir engel var mı?” sorusu çoğu zaman tam kapıdan çıkmadan, utana sıkıla, genellikle çiftlerden birinin diğerini uyarması ile sorulmaktadır. Bu nedenle bu bilgiyi biz hekimler çoğunlukla sorulmadan vermekteyiz. Oysa bu soru tüm çiftler tarafından sorulmalı ve cinsel birliktelik yönünden herhangi bir risk olup olmadığı cevabı mutlaka alınmalıdır.

Genellikle gebelerde cinsel arzular iki farklı yönde gelişmektedir. Bazı gebelerde ilk ve üçüncü trimesterde cinsel istek azalırken ikinci trimesterde belirgin bir artış yaşanmaktadır. Bazı gebelerde ise gebelik ilerledikçe cinsel istekte aynı paralelde azalmaktadır. Gebelikte cinsel istekteki farklılık duygular ve arzulardaki belirgin dalgalanmalardır. Gebelikte hızlı duygu durum değişiklikleri cinsel istek yönünden de aynı şekilde kendi göstermektedir. Diğer bir ilginç nokta ise duyguların şiddetidir. Gebelikte seksten alınan zevk, gebelik öncesine göre belirgin değişiklik göstermekte, gebe olan kadın öncesine göre seksten çok daha fazla zevk alabilmektedir.

Erkeklerde ise çeşitli kaygılar cinsel isteksizliğe zemin hazırlamaktadır. Bebeğin varlığı, çok erken gebelik dönemlerinde daha karın büyümeden bile, cinsel birliktelikte yalnız olunmadığı, bir üçüncü bireyin varlığı cinsel arzuları azaltmaktadır. Gebelik haberinin alındığı ilk günden itibaren gelişmeye başlayan “anne-baba” kimliği cinsel yönde de kendini göstermektedir. Çoğu zaman kişi kendi anne ve babasının cinsel bir hayatı olabileceğini kabul edemez, zihninde canlandırmaktan korkar, fikrini bile aklına getirmez. Anne ve baba kimliğini yaşamaya başlayan çift için cinsellik de boyut değiştirmeye başlar. Çocuğun bulunduğu bir ortamda cinsel bir deneyim geçirilmesi fikri rahatsız edici olur. Erkeklerde eşine yönelik cinsel isteği azaltan en önemli faktör ise ilişkinin bebeğe zarar verebileceği düşüncesidir. Özellikle penisin rahim üzerinde yaratacağı travmanın bebeğe zarar vereceği düşünülür. Bu nedenle seks denemesi çoğu zaman erkeğin endişesi ve kendini kontrolü ile tatsızlaşır.

Gebelikte mutlaka seks yapılması gerektiği düşüncesi, kadının fiziksel yapısındaki değişiklikler nedeni ile erkeğe artık çekici gelmediği düşünüleceği gibi endişeler seksi zevk adına bir paylaşımdan çok yapılması gerekli bir görev haline sokmaktadır. Erkek seksi, eşini hala çekici bulduğunu kanıtlamak için yapmak zorunda kaldığı bir işlev olarak hissedebilir.

Eğer eşlerden birinde cinsel istek artmış, diğerinde baskılanmış ise o zaman problemler ortaya çıkacaktır. Cinsel isteksizlik ile karşılaşan bir çiftin bu düşüncelerini birbirleri ile paylaşmaları problemin çözümünün anahtarıdır. Seksin mutlaka cinsel birleşme ile sonuçlanması gerekmediği, dokunma, sarılma, okşama ve sevgi sözcüklerine de ihtiyaç duyulduğunun unutulmaması gereklidir.

Bazı özel durumlarda cinsel birliktelik ve orgazm tıbbi problemlere yol açabilmektedir. Gebelikte seksin zararlı olabileceği durumlar şöyle özetlenebilir:

1. Tekrarlayan erken gebelik kayıpları,

2. Tanımlanmış gebelik kaybı (düşük) riski: özellikle vajinal kanama varlığı,

3. Rahim ağzı yetmezliği hikayesi (rahim ağzının gebeliğin ağırlığını taşıyamaması ve genellikle ikinci trimester başlangıcında gebelik kaybı)

4. Plasenta previa: plasentanın rahim içerisinde olması gerektiğinden daha aşağıda rahim ağzına yakın ve rahim çıkışını örtecek şekilde yerleşmesi,

5. Çoğul gebelik,

6. Prematür doğum hikayesi,

7. Çiftlerden birisinde tedavi edilmemiş cinsel yolla bulaşan hastalık varlığı,

8. Amnion zarının açılmış olması,

Bu durumun varlığında cinsel birliktelik bir düşük ya da erken doğum için tetikleyici olabilmektedir. Bu nedenle doktorunuza cinsel birliktelik yönünden bir riskiniz olup olmadığını sormayı ihmal etmemelisiniz.

Gebelikte seks sırasında dikkat edilmesi gereken noktaları belirtmek gerekirse; annedeki fiziksel değişiklikler sadece dış görünümdekilerle kısıtlı kalmamakta, vücut içerisinde de belirgin değişiklikler olmaktadır. Bebekle beraber büyüyen rahim, anne düz yattığında vücuda kan dağıtan ve toplayan büyük damarlar üzerine basınç yapar ve kan dolaşımını bozar. Bu nedenle seks sırasında klasik düz yatar pozisyon (misyoner pozisyonu) uygun değildir. Bunun yerine her iki eşin yan yana yattığı bir şekilde veya annenin üstte olduğu pozisyon daha güvenilirdir.

Göğüs uçlarının uyarılması rahim kasılmasını sağlayan bir hormonun salgılanmasını uyaracağından, özellikle 30. gebelik haftasından sonra seks sırasında bu uyarıdan kaçınılması gereklidir.

Oral seks gebelikte de güvenilir bir şekilde gerçekleştirilebilir. Çok zor bir olasılık olmasına karşın vajene hava üflenmesi, kanda hava embolisi yapabileceğinden kaçınılmalıdır.

Gebelikte seks sırasında prezervatif kullanımına gerek yoktur. Spermler zaten rahim ağzından içeriye geçemez ve bebeğe zarar veremezler.

İlişki sonrasında vajenden lekelenme tarzında bir kan gelmesi halinde panik yapmamak gerekir. Gebelikte rahim ağzında bazı değişiklikler olur ve bu değişiklikler rahim ağzını daha frajil bir hale getirir. İlişki sırasında bu bölgenin travmasına bağlı olarak hafif bir kanama gözlenebilir. Böyle bir durumda korkmamak gerekir. Ancak kanamanın lekelenmeden fazla olması veya bir günden fazla sürmesi halinde doktorunuza görünmekte fayda olacaktır. Genelde her türlü kanamayı doktorunuza haber vermeniz lehinize olacaktır. Bırakın durumun önemini hekiminiz yorumlasın.

Gebelerde seks içerikli rüyalar görülebilir. Oldukça da normaldir. Hatta rüya sırasında orgazm bile yaşanabilir. Bu durum utanılacak bir durum değildir ve ahlaki değişiklikler yaşadığınız anlamına kesinlikle gelmez.

Gebelikte seks olmayabilir. Eğer seks yapılmazsa bu dünyanın sonu değildir. Bu dokuz aylık dönemde seks yapılmaması daha sonra seks hayatının bitmiş olduğu anlamına da gelmez. Eşlerden birinin cinsel isteğinin azalmış olması halinde bunu birbiri ile tartışarak (güzel ve sevgi çerçevesi içinde) bu dönemi cinsel birleşme olmadan aşk oyunları ile geçirmek en başarılı sonuç olacaktır.

Doğum sonrası seks

Doğum sonrasında yaklaşık 1,5 ay kadar “löşi” diye tabir edilen bir vajinal kanama-akıntı olacaktır. Doğum sonrası kanama ve akıntının süresi kişiden kişiye değişmektedir. Bu dönemde ilişki enfeksiyon açısından risk taşıyabilir. Kanama veya akıntı olmadığı dönemde ilişkinin zararı yoktur. Tamamen kesilmesi ile birlikte artık gebelik öncesi normal cinsel hayata geri dönülebilir.

Dr. Kayhan Yakın

kaynak: Hamilelikte Cinsellik


Gebelik Süreci

Ocak 5, 2010

Gebeliğin başlangıcı olarak, gebe kalınan ilişkinin olduğu gün değil, bundan yaklaşık 14 gün öncesi yani son adet kanamasının ilk günü (SAT) kabul edilir. Bu durumda kanamanızın başladığı bugün istatistiksel anlamda gebeliğiniz başlamıştır. Böylece gebelik, ortalama olarak, döllenmis yumurtanın anne rahmine ekilmesinden sonra 266 gün veya son adet kanamasından itibaren 280 gün sürer.

28 günde bir adet gören kadın için yumurtlama zamanı kanamanın başlangıcından itibaren 14. gün civarındadır. Bu günler zararlı alışkanlıklardan vazgeçmek, risk onlemek icin en uygun dönemdir. Örneğin sigara içmeye son verilmeli, alkol ve ilaç alımı kısıtlanmalıdır. Uygun ve sağlıklı beslenme alışkanlığı elde edilmeye çalışılmalıdır. Bu alışkanlıklar rahat bir gebelik süreci için de önemlidir.

Bol miktarda taze meyve ve sebze tüketmek, yapay maddeler içeren besinlerden uzak durmak ve olabildiğince fazla su içmek faydalıdır. Daha önceden başlanmadı ise bu zaman içinde folik asit alımına başlanabilir. Folik asit sayesinde nöral tüp defekterinin yaklaşık %50′lik bir kısmı önlenebilmektedir. Eğer mümkünse egzersiz yapmak yine oldukça yarar sağlar. Bu gebelik öncesi dönemde pozitif düşünmek ve mümkün olduğunca dinlenerek stresden uzak durmak dünyaya getirmeye çalıştığınız bebeğiniz için oldukça iyi bir başlangıç olacaktır.

Lütfen unutmayın bu bilgileri yaklaşık olarak verilmiştir. Her gebelik farklıdır ve büyüme oranları değişebilir.

Anne adayının yumurtalıklarında yumurta hücresi gelişimi devam eder. Bu esnada endometrium adı verilen rahim zarı da kalınlaşmaya başlar. Bu kalınlaşmanın amacı döllenme meydana geldikten sonra oluşacak embryonun rahim içinde rahatlıkla tutunmasını sağlamaktır. Yeni gelişecek olan canlının ihtiyaçlarını karşılamak üzere vücudun bu kısmında kanlanma artar. Bir yandan folikül büyümeye ve olgunlaşmaya devam ederken salgıladığı östrojen hormonu daha da artar. Böylece rahim içi adeta embriyonun rahatça istirahat edebileceği bir yatak gibi kalınlaşmaya devam eder. Damarlanma artar. Beyinden salgılanan FSH hormonu ile yumurta olgunlaşır. 2. haftanın sonunda yani ortalama 14. gün gelişen yumurta keseciği çatlayarak içindeki yumurta hücresi annenin karın boşluğuna çıkar ve ardından tüp tarafından yakalanarak tüpün içine alınır. Yumurtanın döllenmek için sadece 12-24 saati vardır.

Tübün fırçamsı en uç kısmında yakalanmış olan yumurtaya ulaşabilen yaklaşık 300 spermden 1 tanesi yumurtanın dış kısmına yapışır. Spermin baş kısmı ve yumurtadan, spermin girmesini sağlayan bazı enzimler salgılanır. En sonunda sperm içindeki babadan gelen kromozomlar yumurta içerisine aktarılarak hızla bölünüp çoğalmaya başlar. Artık yumurta döllenmiştir.Yumurta sadece bir spermi içeri alır.Eşinizin, “X kromozomu taşıyan spermi” yumurta hücrenizi döllerse çocugunuz kız,”Y kromozomlu sperm” döllerse erkek olacaktır.Döllenen yumurta bölünmeye baslar. 2, 4, 8 hücre şeklinde bölünmelere devam eden yumurta tüplerden rahminize ulaştığında 32 hücrelidir ve Morula ismini alır.İşte gerçekte gebelik bu aşamada başlar ama sayım 2 hafta öncesinden başlamıştır. Ancak bu dönemde anne adayı henüz bir değişiklik hissetmediğinden gebeliğinin farkında değildir.

kaynak: Gebelik Dönemi


Suda Doğumun Faydaları

Aralık 30, 2009

Hamile Bayanların Korkulu rüyası doğum anında hissettikleri acıdır. Bu nedenle bir çok anne adayları kolay doğum ile ilgili araştırmalar yapıyor. Bunlardan bitanesi de ‘’suda doğum” Peki suda doğum nasıl gerçekleşiyor? eksileri ve artıları nelerdir? Anneye faydası nedir? İşte haberimiz…

Hidroterapi yani su ile tedavi uzun yıllardır kas gevşetici ve rahatlatıcı etkileri nedeni ile kullanılagelen bir alternatif tedavi yaklaşımıdır. Bu etkinin normal doğumlarda da kullanılabileceği fikri de oldukça eskilere dayanır. Dokümente edilen ilk su altı doğumu 1803 yılında Fransa’da yaşanmıştır. Ancak bu planlı bir doğum değidir. Uzun süre doğum eyleminde kalan ve biraz rahatlamak için sıcak su dolu bir küvete giren bir kadının doğumu bu esnada gerçekleşmiş ve bu tesadüf sonucu suda doğum yapan ilk kadın olarak tarihe geçmiştir.

1960′lı yıllara kadar suda doğum ile ilgili herhangi bir gelişme yaşanmazken bu tarihlerde ilk kez eski Sovyetler Birliği’nde Igor Charkovshy bu konuda denemelere başlamıştır. Onu 1978-1985 yılları arasında Fransa’da yaşayan Dr. Michel Odent izlemiş ve su altında pekçok doğumun gerçekleşmesinde yardımcı olmuştur.

Suda doğum uygulamaları daha sonraları bir ara güncellik kazansa da belirli bölgeler dışında hiçbir zaman popülarite kazanamamıştır. Günümüzde eski Sovyet Cumhuriyetleri, İngiltere ve Fransa’nın bir kısmı ile Amerika Birleşik Devletlerinde sınırlı sayıda klinikte uygulanmaktadır.

Suda doğum yaptıran ve bu uygulamayı savunan kişiler ılık suyun sakinleştirici ve ağrı giderici etkileri olduğunu ve bu etkinin kadının kendisini rahat hissetmesine ve doğumun daha kolay geçmesine yardımcı olduğunu ileri sürmektedirler. Bu görüşler dışında suda doğumun su dışında doğuma üstün olduğunu gösteren hiçbir bilimsel veri yoktur.

Konuyla ilgili yapılan ve normal doğum ile suda doğumu karşılaştıran sistemik bir araştırmada yarar ya da istenmeyen etki açısından her iki doğum şeklinin birbirine karşı avantaj ya da dezavantajının olmadığı gösterilmiştir. 1994-1996 yılları arasında İngiltere’de gerçekleşen doğumların sadece %0.6’sı suda olmuş ve bu doğumların da %9′u evde gerçekleşmiştir. Bu doğumlarda bebek ölüm oranı binde 1.2′dir ve normal suda olmayan doğumdan çok farklı değildir.

Suda doğum tüm dünyada yaygınlık kazanmadığından konu ile ilgili bilimsel araştrıma ve makaleler de son derece sınırlı sayıdadır ve bunların büyük bir kısmı ebelik ile ilgili dergilerde yer almaktadır. Suda doğum klinikleri de genelde ebelerin görev yaptığı merkezler şeklindedir. Karşılaştırmalı inceleme yapılan araştırma sayısı ise yine çok kısıtlıdır ve eldeki veriler fikir birliğine varmak için yeterli değilidir. Konuyla ilgili çelişkili bilgiler mevcuttur.

Bazı çalışmalarda suda doğum sırasında annede daha fazla sayıda ve daha ciddi doğum kanalı yırtıkları ortaya çıktığı ileri sürülürken bunun tam tersini bildiren çalışmalarda vardır. Benzer şekilde suda doğum ile normal doğum karşılaştırıldığında doğum eyleminin süresi, ağrıkesici gereksinimi gibi parametreler açısından da birbiri ile çelişen bilgiler yapılan az sayıdaki araştırmalardan elde edilmiştir.

kaynak: Suda doğum


Gebelikte Reflü Sorunu

Aralık 24, 2009

Hamilelikte yaşanan en sık rahatsızlıklardan biri de reflü. Peki bu rahatsızlıktan nasıl kurtulurum diyorsanız Op.Dr Tolga Ecemiş Sizler için bu soruları yanıtlıyor. Reflü nedir, nasıl oluşur ve nasıl baş edilir? Tedavi yöntemi nasıl uygulanır? Bu sorunu yaşayan anne adayları verdiğimiz önerilerden faydalabilirler..

Hamilelik süresince doğum sonrası, bazı geçici rahatsızlıklar görülür. Bunlardan biri de gebelik reflüsüdür. Tabi anne adayının hemilelikten önce de böyle bir şikayeti olabilir. Ancak hamilelik, reflü için ek bir risk oluşturmaktadır.Ama gerekli önlemler alındığında hamilelik dönemi reflüsü sandığından daha hafif atlatılabilir. Hem hamilelik döneminde hem de doğum sonrasında reflüden kurtulmak için kolay uygulanabilir tedavi yöntemleri de mevcut. Ama en önemlisi yeme alışkanlıklarınızda bir takım değişiklikler yapmaktır.

Reflü nedir?

Asidik madde içeriğinin bir zorlama olmaksızın yemek borusuna geri kaçmasına reflü denir. Reflü aslında sık görülebilen bir rahatsızlıktır. Midenin iç yüzeyi gibi asidi dirençli yapısı olmayan yemek borusu, mide içeriği ile karşılaşınca tahriş olur. Temel yakınmalar olan göğüste yanma ve ağza acı-ekşi su gelme hissi ortaya çıkar. Ama az sayıda insan bu belirtiyle ilgili olarak tıbbi yardım arama ihtiyacı duyar. Hamilelikte reflü gelişimini tetikleyecek bir çok neden vardır. Reflü, hamilelerin neredeyse tamamında görülür. Hamilelik sonlandıktan sonra semptomlar gerilediğinden nadiren yemek borusu mukozasına zarar verecek düzeye erişir. Reflü birçok nedene bağlı, ama ana neden, yemek borusuyla mide arasındaki kapakçık basıncının azalmasıdır.

Nasıl oluşur?

Kadın üreme hormonları olan progesteron ve östrojen,yemek borusunun ucundaki kapakçığın basıncını düşürücü etkiye sahiptir. Hamilelikte reflü görülme nedeni özellikle hamilelik sırasında artan progesteron hormonudur. Hamilelik ilerledikçe karın içi basıncın artması ve bunun mide üzerinde oluşturduğu baskı da yakınmaları artırır. Hamilelerin çoğu yakınmalarını ilk veya ikinci üç ayda yaşar. Son üç ayında olan hamilelerin %80′inde bu sorun görülür. Özellikle hamilelikte çok sıkıntı yaratsa da reflü, tedavisi olmayan bir hastalık değildir.

Tedavisi

Hamilelikte reflü probleminin tedavi yöntemi temelde hayat sitili değişiklikleri ve antiasit olur. Bu antiasitlerin bebeğe bir zararı olmaz. Midenin asit ortamını nötralize eden antiasit ilaçlar ve mide üzerinde ve mide üzerinde bir bariyer oluşturan antiasit kombinasyonu ürünler desemptomların giderilmesinde çok faydalı ve güvenlidir.Hamilelik sırasında ortaya çıkan reflü, genel olarak hafif seyreder ve doğum sonrası yakınmalar kaybolur.

Anne adayına öneriler

Hemilelikte reflü problemi olan anne adaylarının az ve sık yemek yemesi, diyette yağ içeriğini azaltması, baharatlı yiyeceklerin yenmemesi, sigarayı bırakması faydalı olur. Bol sıvı alımının öğün aralarında tüketilmesine özen gösterilmesi gerekir. Böylelikle mide içi basınç çok artmayıp kapakçığa daha az basınç yüklenmiş olur. Çikolata, asitli içecekler, dometesli ürünler reflüyü tetikleyebilir.

Op.Dr. Tolga Ecemiş
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı
Akay Hastanesi
www.tolgaecemis.com
03124165521


Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.