Aşerme

Ocak 27, 2010

Ben hamileyim diyen birine hemen canın ne istiyor deriz. Peki aşerme ne zaman başlar? ne zamana kadar devam eder? Gebelikte aşarme ve iğrenme nedir, sebepleri nelerdir, aşerme ve iğrenme ne zaman başlar ve ne zaman biter? Hamile kadınlar nelere aşerir, nelerden iğrenir, tedavi gerektirir mi, tedavisi nasıldır? Aşermek, Zamansız ve akla gelecek yiyecekleri arzulamak. Gebelerin %70’i hamileliğinin ilk ayında en az bir tane besini arzulamaktadırlar.

Gebe kadın akla gelmeyecek meyve, yemek vb. yiyecekleri aşerebilir.

Eğer gebenin aşerdiği yiyeceği bulamıyorsak veya bulmak için şartlar müsait değilse ona benzer yiyecekler tüketilmelidir.

Bazı gebelerde demir eksikliği sonucu toprak aşerme durumu görülür, mutlaka tıbbi tedavi gerekir.

Bazı gebeler aşerdiği gibi, bazı gebelerde de iğrenme durumu söz konusu olabilir.

Aşerme ve iğrenme gebeliğin 5. ayına kadar devam eder eğer 5. aydan sonrada bu tepkiler devam ederse psikolojik sebepler aranmalıdır. Eğer iğrenme kahve, sosis, salam vb. gibi katkı maddesi içeren besinlere karşıysa bu hem anne hem bebek için iyi bir şeydir.

Fakat iğrenme annenin ihtiyaçlarını karşılayacak ve bebeğin sağlıklı gelişmesini sağlayacak süt, balık vb. gibi besinlere karşıysa mutlaka bunları yemek için kendimizi zorlamalıyız yinede yiyemezsek profesyonel yardım almak gerekir.

Genelde gebelerde süte karşı iğrenme görülür. Eğer süt tüketemiyorsanız bolca peynir ve süt ürünleri tüketiniz.

kaynak: Aşerme Ne Zaman Başlar


En Etkili 8 Diyet

Ocak 19, 2010

Yazın gelmesiyle birlikte yazlık elbiselerin içine rahatlıkla girebilmek ve kusursuz görünmek için birçok kişi zayıflama derdine düştü. Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre dünyanın en etkili ve popüler 8 diyetini sizinle paylaşıyoruz… Latince kökeni ‘günlük gıda tüketimi’ anlamına gelmesine karşın, bugün daha çok ‘formda kalmak ve sağlıklı olmak için beslenme’ anlamına gelen ‘diyet’ kelimesi, günümüzde artık kadın ve erkek ayrımı olmaksızın herkesin yaşamının içinde yer alıyor.

Günümüzde ‘kilo vermek, kilo korumak amaçlı, yaşam biçimi olarak kabul edilen gıda ve içecek tüketimi’ olarak tanımlanan diyet, coğrafi bölgelere, tüketim alışkanlıklarına dayalı yüzlerce farklı seçenekte karşımıza çıkıyor.

ABD’de bulunan, internetten de yayın yapan Medicalnews Grubu’nun yaptığı ve yayımladığı araştırmaya göre, ulaştığı kişi sayısı, alınan olumlu geri bildirimler, basında yer alma sıklığı gibi kriterler göz önünde bulundurulduğunda, zaman zaman başta ABD olmak üzere farklı ülkelerde tartışmalara neden olan Atkins diyeti, hâlâ en popüler diyet olma özelliğini koruyor.

Atkins diyeti

ABD’li kardiyolog Robert Atkins tarafından geliştirilen Atkins diyeti, vücuttaki insülin oranının ani yükseliş ve düşüşlerini engelleme prensibine dayanıyor.

Atkins diyetinde rafine karbonhidratların vücutta ensülin seviyesinin hızla yükselmesine, sonra da hızla düşmesine neden olduğuna, bu döngünün de kişinin daha çok yeme isteğiyle sonuçlandığına işaret ediliyor.

Bugüne kadar çok sayıda kişinin beslenme düzenine öncülük eden Atkins diyeti, kişiyi normalde tükettiğinden daha fazla protein almasına teşvik ettiği gerekçesiyle kimi diyetisyenler ve beslenme uzmanları tarafından eleştiriliyor. Diyetin özellikle eleştirilen bir diğer yönü de, uygulayıcıları tarafından bir yaşam biçimi olarak benimsenmesinin zorluğu ve bir süre sonra bırakılması.

Alan diyeti

Dr. Barry Spears tarafından geliştirilen Alan diyeti, beslenme düzeninde yüzde 40 oranda karbonhidrat, yüzde 30 yağ ve yüzde 30 protein tüketimi prensibine dayanıyor. Rafine edilmemiş karbonhidratlar ve yağların tüketimine ağırlık verilen Alan diyetinde, işlenmiş ürünler yerine karbonhidrat ihtiyacının meyvelerden ve lif bakımından zengin sebzelerden karşılanması tavsiye ediliyor.

Alan diyeti, diğer diyetlerden farklı olarak, alınan kalori miktarının azaltılmasını öngörmüyor, yiyeceklerin ‘doğru şekilde bölüştürülmesini’ öneriyor. Her öğün, bir porsiyon et, bunun iki katı oranında iyi karbonhidrat ve zeytinyağı, fındık, ceviz gibi ‘iyi’ yağlar tüketiyorsanız, sağlıklı bir alanda yaşamayı sürdürüyorsunuz demektir.

Vejetaryan beslenme

Vejetaryenliğin farklı türleri olmasına karşın, lakto ovo vejetaryenlik en sık görülen tür olarak biliniyor. Lakto ovo vejetaryenler, yumurta, süt ürünleri ve bal dışında hayvansal gıda tüketmiyorlar. Son yıllarda yapılan araştırmalar, vejetaryenlerin daha ince görünümlü olduklarını, metabolik hastalıklara daha nadir yakalandıklarını ve daha uzun yaşadıklarını ortaya koyuyor.

Veganlar

Vegan beslenme, bir diyet yönteminden daha çok, net bir yaşam biçimi, yaşam felsefesi olarak kabul ediliyor. Veganlar, bal, süt ürünleri ve yumurta dahil, hiçbir hayvansal gıdayı tüketmiyor, bu beslenme biçimini sağlıklı yaşamak kadar, çevresel ve etik gerekçelerle seçiyor.

Tüketilen gıdaların yeterince çeşitlendirilebilmesi durumunda, veganlar, lakto ovo vejetaryenler gibi, sağlık konusunda birçok avantaja sahip oluyorlar.

Kilo avcıları

ABD’de 1960′ların başında kilo veren ve tekrar almaktan korkan bir ev kadını tarafından başlatılan hareketin, 30′dan fazla ülkede taraftarları bulunuyor.

‘Kilo avcıları’, internet ortamında, düzenlenen toplantılarda sık sık bir araya gelerek, hem birbirlerine destek oluyor, hem de diğerlerini denetliyor. Avcılar, diyet ve egzersiz yoluyla vücut kütle endeksini 20-25 aralığında tutma konusunda birbirine destek oluyor.

South Beach diyeti

Bir kardiyolog ve bir beslenme uzmanı tarafından geliştirilen diyet de kandaki şeker oranının düşük tutulması ve özenle seçilmiş karbonhidrat tüketimi prensibine dayanıyor.

Diyet, sürekli çok az yağ tüketimi yerine, iyi yağlar olarak kabul edilenlerin tüketilmesini, aksi takdirde diyetin beslenme alışkanlığına dönemeyeceğini savunuyor.

Çiğ gıda tüketimi

Çiğ beslenme yöntemini seçenler, çoğunluğu organik olmak üzere, tamamen bitkisel temelli ve hiçbir şekilde işlenmemiş gıdaları tüketiyorlar.

Bu beslenme biçiminde, tüketilen gıdaların en az üçte iki pişirilmeden alınıyor. Çiğ gıda tüketenlerin tamamına yakını hayvansal gıdayı diyetine dâhil etmiyor.

Akdeniz diyeti

Yapılan değerlendirmede, popüler diyetler arasında tüketilen ürün çeşidi, zenginliği bakımından en sağlıklı ve başarılı beslenme türleri arasında gösteriliyor.

Güney İtalya, özellikle de Yunanistan’ın Girit adasındaki beslenme biçiminin esas alındığı bu diyet, bol miktarda taze sebze ve meyve, tahıl, tohum, peynir, yoğurt, et olarak bol miktarda balık, az miktarda kırmızı et ve bolca zeytinyağı, makul oranda şarap tüketimine dayanıyor.

kaynak: En Etkili Diyet


Dengeli Beslenmenin Yolları

Aralık 30, 2009

Hayatınızda akılcı bir beslenme rejimi her zaman olmalı. Kilo vermeyi ertelemeyin. Eğer hızla kilo veremediyseniz, hayal kırıklığına uğramayın. Keza çok çabuk kilo kaybederseniz, yeme alışkanlıklarınızı değiştirmeniz imkansız. Herhangi bir tatlıyı yemeden veya bisküvi paketini açmadan önce kendinize sorun, “Ben gerçekten aç mıyım” eğer cevabınız olumluysa, on dakika bekleyin ve bu soruyu tekrar sorun.

Yiyeceklerinizi haftalık olarak planlayın. Böylece alışveriş yaparken, abur cubur satın almaktan kurtulabilirsiniz.Asla süpermarkete aç gitmeyin. Eğer insanlar tok karnına alışverişe giderlerse, besin değeri daha yüksek yiyecekler alıyorlar. Abur cuburdan da uzak duruyorlar.

Daha hareketli olabilmek için hayatınızda, beslenme rejiminizde değişiklik yapmaktan kaçınmayın.

Bir günlük tutun. Hem ne yediğinizi, hem de ruh halinizi kaydedin. Eğer istemediğiniz halde yemek yiyorsanız, bir dakika sonra kendinizi kontrol altına alabilirsiniz. İradeyi kullanmak, dakikalarla başlar, saatlik, günlük, haftalık, aylık… sürelerle devam eder. Daima geriye dönüp kendinizi kontrol edin..

Hiçbir zaman neden kilo vermek istediğinizi unutmayın. Sıkıldığınızda veya diyet yapmaktan yorulduğunuzda eski fotoğraflarınıza göz atın. Ve her verdiğiniz kiloda kendinizi nasıl hissettiğinizi hatırlayın. Değişimin zamanla ve sabırla olacağını hep aklınızın bir köşesinde bulundurun.

Geçmişi değiştiremeyebiliriz ama gelecek için şansımızı deneyebiliriz.

Eğer istemediğiniz halde yemek yiyorsanız, bir dakika sonra kendinizi kontrol altına alabilirsiniz. İradeyi kullanmak, dakikalarla başlar, saatlik, günlük, haftalık, aylık… sürelerle devam eder.

Yeryüzündeki hiçbir yiyecek, sizin kendinizi zayıf hissetmenizden daha lezzetli olamaz.

Artık biliyorum ki, doğru seçimler yaparsam, zayıflayabilirim. Her an şu soruyu soruyorum: “Buna ihtiyacım var mı, gerçekten onu yemeyi istiyor muyum?

Eğer yemek yemek istemiyorsanız, yemek yiyebileceğiniz bir yere gitmeyin.

Sosyal zorunluluk olarak, bir partiye gidiyorsunuz, ne yiyeceğinizi de planlayın

Eğer bir açık büfe ile yüz yüze iseniz, hemen salata bölümüne gidin ve tabağınızı salatayla doldurun. İkinci kez gittiğinizde kendinizi tok hissedeceksiniz ve daha fazla kontrol edebileceksiniz.

Her zaman ölçülü olun. Porsiyonlarınız küçük olsun.

Bol sebze, Az yağ, Bardak bardak su… .

Yemeğe başlamadan önce bir bardak su için ve bu sırada düşünün, “Şu anda yemek yiyorum ama hedeflediğim kilodan uzaklaşıyorum.” Kendi kendinizle yapacağınız tartışmalar işe yarayacak.

Bilinçli bir şekilde yemek yiyin. Yavaş olun. Ağzınıza götürdüğünüz her lokmaya dikkat edin.

Her yemekten sonra dişleriniz fırçalayın. Ağzınızdaki temizlik duygusu sizin bir kaç saat acıkmanızı engelliyor.

kaynak: Dengeli Beslenme


Zayıflatan 10 Mucize Bitki

Aralık 28, 2009

Deniyorum ama bir türlü kilo veremiyorum diyorsanız iste size zayıflamanızı sağlayacak 10 mucize bitki… At kuyruğu bitkisi idrar sökücü özelliğiyle biliniyor. Yağ dokularını eritmeye yardım eden bitki yaraların iyileşmesine de yardımcı oluyor. Fakat tüm idrar söktürücü bitkilerde olduğu gibi fazla dozda kullanılırsa böbreklere zarar verebilir.

Maydanoz yemek ve çayını içmek, ödemlere ve vücudun su toplamasına karşı çok etkili bir yöntem olarak biliniyor. Adaçayı zayıflamak isteyenler tarafından iştah kesici olarak kullanılıyor. Çay ve yemeklerde baharat olarak da kullanılabiliyor .Fesleğen vücutta biriken fazla suyu atmaya yardımcı oluyor. Üstelik, içindeki eter yağların moral yükseltici etkisi bulunuyor

Kekik, sindirim sorunlarını tedavi edici etkiye sahip ve metabolizmayı hızlandırıyor. Bağışıklık sistemini güçlendirmenin yanı sıra yorgunluktan şikayet edenlere zindelik veriyor.

Civanperçemi, tatlıya karşı iştahı keser, tokluk hissi verir. Tazelik veren lezzeti, ağır yemeklerin tadını hafifletir. http://www.kadinca.net

Biberiye, sindirimi düzenler. İyi bir canlandırıcıdır, kan dolaşımını hızlandırır, cildi sıkılaştırır. Et yemeklerinde kullanılabilir.

Tere, vücuttaki yağ yakımını hızlandırıyor. İnce yaprakları pişince acılaştığı için çiğ yemek gerekir. Ayrıca içinde birçok vitamin barındırır

Sinameki, kalın bağırsakta suyun emilmesini önleyerek müshil görevi yapar. Uzun süreli kullanımlarda bağırsaklarda yan etkilere yol açacağından idrar söktürücü özelliği bulunan rezene ve nane gibi bitkilerle desteklenmesi gerekiyor.kadinca.net

Balık otu, bünyenin kimyasını hızlandırarak zayıflamaya destek olur. İçindeki maddeler tırnakları güçlendirerek saçlara parlaklık verir. Salata ve meyveli içecekler içinde kullanılabilir.

kaynak: Zayıflatan 10 Mucize Bitki


Mutfağımız Vitamin Deposu

Aralık 27, 2009

Mutfaklarımızda yemek yaparken kullandığımız sebzeler, et-balık ve süt ürünleri, tahıllar, kurubaklagiller vb. hepsinin sağlığımız açısından çok önemli yararları vardır. Çünkü hepsi birer vitamin deposudur… Peki bu vitaminler nelerdir? Hangi vitaminlerin nelerde bulunduğunu hatırlayalım…

A vitamini

Vücudun gelişmesi, göz sağlığı, solunum sistemi ve sağlıklı bir cilt için gereklidir. Kandaki beyaz hücre aktivitesini artırır. Fazlası toksiktir. Hemen her besinde olduğundan ek olarak tablet şeklinde almaya gerek yoktur. Karaciğer, yağsız et, süt, tereyağı, yumurta, yeşil yani brokoli ıspanak ve sarı havuç kayısı gibi sebzelerde bulunur.

Beta karoten

Zararlı bileşenlerle savaşır. Toksik değildir. Kanseri önlemede etkilidir. A vitamininden zengin besinler beta karotenden de zengindirler.

Selenyum

Bağışıklık sistemini destekler. Kanserle savaşta etkilidir. Kümes hayvanları, deniz ürünleri, soğan, sarımsak, kırmızı biberde bulunur.

Demir

Kanda oksijen taşıyan kırmızı kan hücrelerinin üretiminde etkilidir. Çeşitli enzimlerin üretimi ve bazı minerallerin emilimi için gereklidir. Bağışıklık sisteminde çok önemli bir yere sahiptir. Karaciğer, böbrek, yürek, sakatatlar, yumurta sarısı, balık, istiridye, fasulye, ıspanak, buğday ve yulaf unu, hurma, ceviz, fındık, kuru kayısı ve pekmezde bulunur.

Çinko

Bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde rol oynayan beyaz kan hücrelerinin üretimine destek olur. Birçok hormon ve enzimin üretiminde rol alır. A vitaminin hücrelere taşınması ve kullanımında etkilidir. Eksikliğinde bağışıklık sistemi zayıflar, halsizlik, yorgunluk gibi belirtiler ortaya çıkar. Ayrıca saç dökülmesine ve yaraların geç iyileşmesine sebep olur. Kırmızı et, kümes hayvanları, kabuklu deniz ürünleri, fasulye, fındık ve bütün hububatlarda bulunur.

B vitamini

B-1, B-2, B-6 ve B-12 vitaminlerini içine alan gruptur. İştah, sindirim ve sinir sistemi için gereklidir. B grubu vitaminler; tahıllar, yağsız et, böbrek, yürek, beyin, karaciğer, yerfıstığı, tavuk, ceviz, yumurta, kepek ekmeği ve yağlı tohumlarda bulunur.

B-1 vitamini

Buğday, pirinç, mısır, yulaf, darı, çavdar ve bunlarla yapılan besinlerde, kepek ekmeğinde, mantar ve bira mayasında bulunur.

B-2 vitamini

Süt, peynir, yoğurt ve koyu yeşil yapraklı sebzelerde vardır.

B-12 vitamini

Karaciğer, et ve yumurtada bulunur.

C Vitamini

Virüslerin çoğalmasını engeller. Tüm bağışıklık reaksiyonlarına katılır. Vücudun direncini artırır, mikrobik hastalıklardan korur, dokuların ve diş etlerinin sağlığı için lazımdır. En çok sigara içenlere gereklidir.
Portakal, mandalina, greyfurt, limon, havuç, çilek, kavun, taze kırmızı ve yeşil biber, beyaz ve kırmızı lahana, maydanoz, kuşburnu ve yeşil sebzelerde bulunur. C vitamini suda eriyen bir vitamin olması sebebiyle çabuk kaybolabilmektedir. Bu yüzden besinleri nasıl pişirdiğimiz çok önemlidir.

Sebze ve meyvelerin önce doğranıp sonra yıkanması ve suda bekletilmesi büyük miktarda C vitamini kaybına neden olur. Bu durumda sebze sadece posa kaynağı olmuş olur. Brokoli, karnabahar gibi sebzelerin haşlama sularının dökülmemesi gerekir. Bu gibi sebzeleri buharda pişirerek C vitamini kaybını en aza indirebilirsiniz.

D Vitamini

Kalsiyum ve fosforun emilerek vücuda faydalı bir hale gelmesi, kemiklerin gelişmesi için lazımdır. Balıkyağı, süt ve tereyağında bulunur.

E Vitamini

Büyüme ve üreme için gereklidir. Vücutta çeşitli reaksiyonlar sonucu ortaya çıkan bileşenlerin sebep olduğu hasarı önler. Bağışıklık sisteminde önemli olan çeşitli maddelerin salınımını artırır. Beyaz kan hücre aktivitesini artırır. Buğday, pirinç, mısır, darı, çavdar, marul, soya, yerfıstığı, kabak çekirdeği, badem, susam, ceviz, zeytinyağı, ayçiçeği yağı, mısırözü yağı, pamukyağı ve yeşil sebzelerde bulunur.

K Vitamini

Kanın normal sürede pıhtılaşması için gereklidir. Et, karaciğer, domates, kabak, karnabahar, ıspanak ve diğer yeşil yapraklı sebzelerde bulunur.


Kanserden Korunmanın Yolları

Aralık 24, 2009

Vitaminler, cep telefonu kansere neden olur mu? Neler kansere yol açar? peki ya nasıl korunmalıyız? nelerden uzak durmalı ve neleri tüketmeliyiz? İşte kanserden korunmanın en önemli yolları haberimizde! Sağlığınız çok önemli öyle değil mi? Kanserden korunmak için bilmeniz gerekenler.. Prof.Dr İsmail Çelik’in bu konuda açıklamaları şöyle;

Antalya’da düzenlenen 3. Prevantif Onkoloji Sempozyumu’nda kanserden korunmayla ilgili konular masaya yatırıldı. Sempozyum Başkanı Prof. Dr. İsmail Çelik, Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer ve Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü, Prevantif Onkoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mutlu Hayran’ın katıldığı basın toplantısında kanser konusunda doğru olarak bilinen birçok konuda açıklamalarda bulunuldu. Sempozyum Başkanı Prof. Dr. İsmail Çelik, sigaradan uzak durulması gerektiğini bildirerek, basın organlarında kanserden korunmada çeşitli beslenme şekilleri önerildiğini, ancak bunların çoğunun bilgi kirliliği oluşturduğunu söyleyen Çelik, şöyle devam etti: “Kanserden korunmak için tek ve geçerli beslenme önerisi, günde en az 5 porsiyon meyve ve sebze içeren yiyecekler tüketin. Düşük yağlı, lifçe yüksek besinler tercih edin. Kırmızı et, haftada birden fazla yenmemeli. Bu öneriye bir kelime eklemek ya da çıkarmak doğru değildir.”

Vitaminler kanseri tetikliyor

Prof. Dr. Çelik, vitamin hapları ile ilgili de çarpıcı açıklamalarda bulundu; “Vitamin takviyesi ve kapsüllerinin kanserden koruma etkisi yoktur, aksine kanseri tetiklediğini gösteren çalışmalar mevcuttur. Havuçta da bulunan beta-karoten maddesinin fazla alınması, sigara bağımlılarında akciğer kanseri riskini artırabilmektedir. Yapılan bir araştırmada, sigara içenlere beta-karoten tableti verildiğinde, ölüm oranlarının arttığı belirlenmiştir. Bu havucun tüketilmemesi anlamı taşımaz, aksine sigara içenlerin sigarayı bırakmaları daha yaşamsaldır. Havuç günlük gıda alımı içinde taze olarak yenilebilir ve böyle tüketildiğinde kanserden koruyucudur.”

Kanserle ilgili efsaneler

Türkiye’de her gün ortalama 350 kişinin öldüğü kanserin önlenmesi amacıyla halkın doğru sandığı bilgilerin aslında yanlış olduğunu söyleyen Çelik, ” Mesela soyanın içindeki kadınlık hormonu olan östrojene benzer maddeler, yüksek dozda alındığında meme ve rahim kanserine yol açabilir. Ayrıca ceviz, fındık, fıstık gibi zararsız olduğu ve kolesterol içermediği söylenen yağlı gıdalar çok miktarda alınması halinde şişmanlatır. Bu da kansere olumsuz etki yapar. Domates, brokoli ve lahana gibi gıdaların yüksek miktarlarda tüketilmesinin kanserden koruduğuna dair veriler yeterli değildir. Aspartam ve sakarin gibi yapay tatlandırıcıların kansere neden olduğu bilgisi ispatlanmamıştır. Kahve tüketiminin kansere neden olduğu ve yeşil çayın kanserden koruduğuna dair bilimsel bir bulgu yoktur” dedi.

Cep telefonu kansere neden olmuyor

Toplantıya katılan Doç. Dr. Mutlu Hayran ise, “Cep telefonu kullanımına bağlı kanser gelişimi konusunda veriler yetersiz olup kullanımının kısıtlanmasına dair bilimsel bir öneri yoktur” diyerek şöyle konuştu; “Kanseri şu meyve önler bu sebze önler diye bir şey diyemeyiz. Çünkü böyle bir şey yok. Bu toplumu doğrulardan uzaklaştırdığı gibi hastaların kanseri arttırıcı hareketler yapmalarına neden olabilir. Toplumdaki kanserle ilgili sıkıntılar asılsız haberler ile başlıyor” dedi.

Sigara kansere neden oluyor

Prof. Dr. Murat Tuncer, “Türkiye’de sigara olmasaydı 100 bin kişi hayatını kaybetmezdi. Kanserin en önemli nedeni olan sigara bir hastalıktır. Bu hastalığa yakalanan insanlar tedavi edilmelidir. Bu nedenle SGK sigara bırakma tedavilerini de kapsam altına almalıdır. Sigara içilmesiyle ilgili pazarlığın kanserle yapılan pazarlık olduğunu anlatan Tuncer, “Sigara bağımlığında profesyonel destek çok önemlidir. Ancak farmakolojik tedavi ile başarı oranı artmaktadır. Tedavi almaksızın kendisi bırakan kişilerin sadece yüzde 5′i bir yıl sonunda sigara içmemekte; profesyonel destekle başarı şansı yüzde 15′e çıkmakta, farmakolojik tedaviyle yüzde 25-30′ların üzerinde başarı sağlanmaktadır” dedi. Prof. Dr. Çelik ise; “Hacettepe Üniversitesi Prevantif Onkoloji Anabilim Dalı’nda kurulan Sigara Bırakma Ünitesi’ne son 2 yılda 574 başvuru olmuş ve bu kişilerde sigara bırakma başarı oranımız %60′a varmıştır. Bu rakam Avrupa ve Amerika’da ki ortalamaların çok üzerindedir’dedi.

Kanseri önlemek için anne sütü şart
Türkiye’nin gelecekteki kanser profilini annelerin şekillendireceğini dile getiren Tuncer, “Çocuklara 2 yıl anne sütü verilmeli. İlk 6 ay içerisinde ise sadece anne sütü ile beslenmeli. Bebekleri mamasız büyütmek ve sigara olan ortamlardan uzak tutmak gerekiyor. Bebekleri 2 yıl anne sütü ile beslemek anneleri de meme kanserine karşı korur. Bebeği de birçok hastalıktan korur. Kanser hastalarının yüzde 10′unda hastalığa yakalandığını bir evre önce fark edebilirsek 2020 yılında 100 milyon TL kazançlıyız” dedi.


Gebelikte Reflü Sorunu

Aralık 24, 2009

Hamilelikte yaşanan en sık rahatsızlıklardan biri de reflü. Peki bu rahatsızlıktan nasıl kurtulurum diyorsanız Op.Dr Tolga Ecemiş Sizler için bu soruları yanıtlıyor. Reflü nedir, nasıl oluşur ve nasıl baş edilir? Tedavi yöntemi nasıl uygulanır? Bu sorunu yaşayan anne adayları verdiğimiz önerilerden faydalabilirler..

Hamilelik süresince doğum sonrası, bazı geçici rahatsızlıklar görülür. Bunlardan biri de gebelik reflüsüdür. Tabi anne adayının hemilelikten önce de böyle bir şikayeti olabilir. Ancak hamilelik, reflü için ek bir risk oluşturmaktadır.Ama gerekli önlemler alındığında hamilelik dönemi reflüsü sandığından daha hafif atlatılabilir. Hem hamilelik döneminde hem de doğum sonrasında reflüden kurtulmak için kolay uygulanabilir tedavi yöntemleri de mevcut. Ama en önemlisi yeme alışkanlıklarınızda bir takım değişiklikler yapmaktır.

Reflü nedir?

Asidik madde içeriğinin bir zorlama olmaksızın yemek borusuna geri kaçmasına reflü denir. Reflü aslında sık görülebilen bir rahatsızlıktır. Midenin iç yüzeyi gibi asidi dirençli yapısı olmayan yemek borusu, mide içeriği ile karşılaşınca tahriş olur. Temel yakınmalar olan göğüste yanma ve ağza acı-ekşi su gelme hissi ortaya çıkar. Ama az sayıda insan bu belirtiyle ilgili olarak tıbbi yardım arama ihtiyacı duyar. Hamilelikte reflü gelişimini tetikleyecek bir çok neden vardır. Reflü, hamilelerin neredeyse tamamında görülür. Hamilelik sonlandıktan sonra semptomlar gerilediğinden nadiren yemek borusu mukozasına zarar verecek düzeye erişir. Reflü birçok nedene bağlı, ama ana neden, yemek borusuyla mide arasındaki kapakçık basıncının azalmasıdır.

Nasıl oluşur?

Kadın üreme hormonları olan progesteron ve östrojen,yemek borusunun ucundaki kapakçığın basıncını düşürücü etkiye sahiptir. Hamilelikte reflü görülme nedeni özellikle hamilelik sırasında artan progesteron hormonudur. Hamilelik ilerledikçe karın içi basıncın artması ve bunun mide üzerinde oluşturduğu baskı da yakınmaları artırır. Hamilelerin çoğu yakınmalarını ilk veya ikinci üç ayda yaşar. Son üç ayında olan hamilelerin %80′inde bu sorun görülür. Özellikle hamilelikte çok sıkıntı yaratsa da reflü, tedavisi olmayan bir hastalık değildir.

Tedavisi

Hamilelikte reflü probleminin tedavi yöntemi temelde hayat sitili değişiklikleri ve antiasit olur. Bu antiasitlerin bebeğe bir zararı olmaz. Midenin asit ortamını nötralize eden antiasit ilaçlar ve mide üzerinde ve mide üzerinde bir bariyer oluşturan antiasit kombinasyonu ürünler desemptomların giderilmesinde çok faydalı ve güvenlidir.Hamilelik sırasında ortaya çıkan reflü, genel olarak hafif seyreder ve doğum sonrası yakınmalar kaybolur.

Anne adayına öneriler

Hemilelikte reflü problemi olan anne adaylarının az ve sık yemek yemesi, diyette yağ içeriğini azaltması, baharatlı yiyeceklerin yenmemesi, sigarayı bırakması faydalı olur. Bol sıvı alımının öğün aralarında tüketilmesine özen gösterilmesi gerekir. Böylelikle mide içi basınç çok artmayıp kapakçığa daha az basınç yüklenmiş olur. Çikolata, asitli içecekler, dometesli ürünler reflüyü tetikleyebilir.

Op.Dr. Tolga Ecemiş
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı
Akay Hastanesi
www.tolgaecemis.com
03124165521


Doğumdan Sonra Nasıl Beslenmeli

Aralık 23, 2009

Doğumdan sonra ne yemeliyim? hamilelik sürecinde aldığınız besinler, bebeğin gelişimi açısından önem taşıyordu. Ama doğum sonrası artık dengeli beslenmenin zamanı geldi. Bu süreçte proteinlere ihtiyacınız var. Yeterli ve dengeli beslenmek için, doğum sonrası beslemenin 11 püf noktası..

Proteinler;beslenmenin yapı taşları

Hamileliğiniz boyunca aldığınız proteinler, yavrunuz henüz bir embriyo iken onu sağlıklı bir bebeğe dönüştürmek için gerekli olan hücrelerin meydana gelmesini sağlayacak oluşumda en büyük görevi üstlendi. Şimdi ise, yeterli ve dengeli bir beslenme uygulamak için proteinlere ihtiyacınız bulunmaktadır. Enerjinin %15’i proteinlerden gelmelidir. Et, tavuk, balık, yumurta ve kurubaklagiller proteinler zengin olan besinlerdir. Ayrıca bu besinler B grubu vitaminleri, demir ve çinko açısından da zengindir.

Kalsiyum; gelecek için önemli

Bu dönemde kalsiyum ihtiyacınızı tam anlamıyla karşılamak en çok dikkat etmeniz gereken konulardan biridir. Günlük beslenme içerisinde 3 porsiyon süt ve süt ürünleri tüketmek yeterli olacaktır. Kilo kontrolü açısından az yağlı olanları tercih edebilirsiniz.

Doğal vitamin kaynakları sebze ve meyveler

Meyve ve sebzelerde hayati önem taşıyan vitaminler ve mineraller bulunur. Her öğünde mutlaka sebzeve meyve tüketmeye çalışınız. Pişirme şekli vitamin ve mineral içerikleri üzerinde etkilidir. Bu nedenle sebzeler önce yıkanıp sonra mümkün olduğu kadar büyük parçalar şeklinde çiğden olacak şekilde pişirilmelidir.

Demir açığınızı mutlaka telafi edin

Vücuttaki demir eksikliği hamilelik döneminde birçok kadının karşısına çözülmesi gereken bir sorun olarak ortaya çıkıyor. Bunun için hamilelikte demir ihtiyacına yönelik beslenmenin yanı sıra doktorun önerdiği şekilde dışarıdan demir takviyesi yapılıyor. Çünkü hamileliğin ikinci yarısında bebeğiniz, demir depolarını oluştururken sizin demir depolarınızdan yararlanır. Bu nedenle, doğum sonrasında da devam eden demir eksikliğinizi gidermek için öğünlerinizi demir yönünden zenginleştirmek için kırmızı et, pekmez, yumurta sarısı günlük beslenmeye eklenmelidir.Yiyeceklerle beraber alınan demirin vücutta kullanılmasını önemli ölçüde engelleyen çay tüketimini ise mümkün olduğunca azaltmalısınız. Ayrıca demir emilimini arttırmak için C vitamini içeren besinler ile tüketilmesi daha iyi olacaktır. Salata, taze sıkılmış meyve suları gibi.

Folik asiti ihmal etmeyin

Emzirme döneminde de tıpkı hamileliğinizde olduğu gibi folik asit yönünden zengin besinler tüketmelisiniz. Folik asit en fazla yapraklı yeşil sebzeler, karaciğer, böbrek, yumurta, kabuklu tahıllar, ceviz, badem, fındık, fıstık, mercimek, baklagiller ve taze sıkılmış portakal suyunda bulunuyor. Hamilelikte ve emzirme süresinde 400-800 mikrogram alınması gerekiyor. Bu miktarı besinlerle karşılamak zor olduğu için vitamin haplarıyla açığı kapatabilirsiniz. Ayrıca folik asit vücutta depolanamadığı için her gün almak gerekiyor.

Yağlarlardan uzak durun

Enerjinin %30’u bu gruptan sağlanmalıdır. Özellikle n-3, n-6 ve n-9 yağ asitleri örüntülerine dikkat edilmelidir. n-3 yağ asitleri deniz ürünleri özellikle yağlı balıklarda (somon, uskumru), soyayağı, kanola yağı, yumurta sarısı ve anne sütünde bulunmaktadır. n-6 yağ asiti; soyayağı, ayçiçek ve mısırözü yağında bulunmakta, n-9 yağ asiti ise fındık ve zeytinyağında bulunmaktadır.

İyotlu tuz dostunuz

Hamilelik dönemi vücudun iyot gereksiniminin arttığı bir dönem. Çünkü hamilelikte görülen iyot eksikliği düşük, ölü doğum ve bebek ölümlerinde artmaya neden olurken, bebeklerde zeka geriliğine, sağırlık ve cüceliğe neden oluyor. Emzirme döneminde iyotlu tuz kullanmak iyot ihtiyacını karşılamak için yeterli olacaktır. Tuzu kapalı ve ışık almayan yer saklayınız.

Bol bol sıvı tüketin

Doğumdan sonra emzirme döneminiz içerisinde günlük 2,5-3 litre sıvı almaya özen gösteriniz.Bu miktar sıvının tamamını su ile tamamlayabilirsiniz veya hazır meyve suları ve asitli içecekler yerine, az şekerli komposto suyu ve taze sıkılmış meyve sularını tercih ediniz.

Vitamin takviyesi gerekebilir

Emzirme dönemi içerisinde doktor tavsiyesi ile ek vitamin takviyesi alınabilir. Bu noktada sebze-meyvede bulunan doğal vitaminlerden daha fazla yararlanabilmek için ;meyve suları sıkıldıktan sonra yarım saat içinde tüketlimeli, salata yaparken mümkün olduğu kadar az bıçak ile işlem uygulanmasına dikkat edilebilir. Ayrıca salatanın limonu yemeden hemen önce sıkılmasına dikkat edilmelidir.

Enerji için karbonhidrat tüketiniz

Emzirme döneminde hamilelikte olduğu gibi günlük enerjinin %55-60’ını karbonhidratlardan sağlamanız gerekmektedir Burada dikkat edilecek nokta şeker gibi basit karbonhidrat yerine pilav, makarna, patates, ekmek gibi kompleks karbonhidratlar tercih edilmelidir. Kilo kontrolü sağlamak açısından iyi olacaktır.


Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.