Aşerme

Ocak 27, 2010

Ben hamileyim diyen birine hemen canın ne istiyor deriz. Peki aşerme ne zaman başlar? ne zamana kadar devam eder? Gebelikte aşarme ve iğrenme nedir, sebepleri nelerdir, aşerme ve iğrenme ne zaman başlar ve ne zaman biter? Hamile kadınlar nelere aşerir, nelerden iğrenir, tedavi gerektirir mi, tedavisi nasıldır? Aşermek, Zamansız ve akla gelecek yiyecekleri arzulamak. Gebelerin %70’i hamileliğinin ilk ayında en az bir tane besini arzulamaktadırlar.

Gebe kadın akla gelmeyecek meyve, yemek vb. yiyecekleri aşerebilir.

Eğer gebenin aşerdiği yiyeceği bulamıyorsak veya bulmak için şartlar müsait değilse ona benzer yiyecekler tüketilmelidir.

Bazı gebelerde demir eksikliği sonucu toprak aşerme durumu görülür, mutlaka tıbbi tedavi gerekir.

Bazı gebeler aşerdiği gibi, bazı gebelerde de iğrenme durumu söz konusu olabilir.

Aşerme ve iğrenme gebeliğin 5. ayına kadar devam eder eğer 5. aydan sonrada bu tepkiler devam ederse psikolojik sebepler aranmalıdır. Eğer iğrenme kahve, sosis, salam vb. gibi katkı maddesi içeren besinlere karşıysa bu hem anne hem bebek için iyi bir şeydir.

Fakat iğrenme annenin ihtiyaçlarını karşılayacak ve bebeğin sağlıklı gelişmesini sağlayacak süt, balık vb. gibi besinlere karşıysa mutlaka bunları yemek için kendimizi zorlamalıyız yinede yiyemezsek profesyonel yardım almak gerekir.

Genelde gebelerde süte karşı iğrenme görülür. Eğer süt tüketemiyorsanız bolca peynir ve süt ürünleri tüketiniz.

kaynak: Aşerme Ne Zaman Başlar


Bebeği Memeden Kesme

Ocak 23, 2010

Yenidoğanlar birkaç hafta bile olsa emzirilmekten yaralanmalıdırlar. Çünkü bu dönemde bebekler hastalıklar ile savaşmak için gerekli antikorları kazanmaya başlarlar. İlk 6 hafta bebek emzirilirse, daha az hastalık ve daha az alerji ile çok daha iyi gelişir. Bebek 4 aylık iken katı mamaya başlamak mümkündür, ancak sadece meme ile beslenen bebekler 6 ay boyunca ek gıdaya başlamadan yalnız anne sütünü almaya devam edebilirler.

Bebek Ne Zaman Memeden Kesilmeli;

* Anne bebeği emzirmek istemiyorsa hemen negatif hisler bebeğe geçer ve emzirme işlemi hem anne hem bebek için zevk vermesi gerekirken bir problem halini alır. Bu durumda memeden kesmek uygun bir harekettir.
* Bebeğinizi memeden kesmek için en uygun zaman evde herşeyin yolunda olduğu zamandır. Seyahat, diş çıkarma, bakıcı değiştirme gibi durumlarda memeden kesmemelisiniz.
* Eğer kendinizi sürekli bitkin hissediyorsanız ve bunu emzirmenin fiziksel, duygusal gereksinimlerinden başka birşey açıklayamıyorsa doktorunuza başvurup memeden kesmeyi danışmalısınız.
* Bebeğiniz büyüdükçe sütünüz ona az gelmeye başlayabilir. Bebeğiniz yeterli kilo almıyorsa sütünüz onun besin ihtiyacını karşılamayabilir. Memeden kesip katı gıdalara geçebilirsiniz.
* Bebeğiniz meme dışında hiçbir yerden gıda almak istemiyorsa, biberon yada bardak kullanabilecek duruma gelinceye kadar memeden kesmeyi ertelemelisiniz.

Memeden kesme nasıl uygulanmalıdır;

* Bebek kendiliğinden emmeyi bırakmazsa yavaş yavaş alıştırarak sütten kesilmelidir.
* Süt yapımındaki arz-talep düzenini tersine çalıştırmalı ve birkaç hafta içinda yavaş yavaş azaltmalısınız.
* Her öğünü kestiğinizde bir başkasını kesmek için 3 gün beklemelisiniz.
* Aniden emmeden uzaklaştırılan bebek huysuz ve mutsuz olur. Beslenmeyi reddedebilir, hastalanabilir bu nedenle beslenme bozuklukları ortaya çıkabilir.
* Katı yiyeceklere alışmış, çiğnemesini öğrenmiş bir çocuğa beslenmede verilen yiyecek miktarları arttırılarak seyrek emzirerek meme yavaş yavaş unutturulmalıdır.
* Gece emzirmeleri yapılmamalıdır.
* Bebek emzirme sayısı azaltıldığından dolayı annenin göğüslerinde biriken sütler birkaç gün içerisinde yok olur.

kaynak: Bebek Ne Zaman Sütten Kesilmeli


Cinsiyet Belirleme Yöntemi

Ocak 20, 2010

İnsanlar binlerce yıldır doğacak bebeklerinin cinsiyetlerini önceden belirlemek için bazı yöntemler uygulamaya çalışmışlardır. Ülkemizin de dahil olduğu bazı toplumlarda eskiden beri ve belki şimdi bile mal ve mevkinin nesilden nesile aktarılabilmesi açısından ailelerde erkek bebeğin önemi büyüktür. Bunun aksine son zamanlarda Almanya’da yapılmış bir çalışma, ailelerin özellikle ikinci dünya savaşından sonra daha çok kız bebek arzuladıklarını ortaya koymuştur.

Kuzey Amerika ve Avrupa ülkelerinin çoğunda yapılan çalışmalarda ailelerin doğacak çocuklarının cinsiyetini belirleme konusunda çok aşırı istekli olmadıkları görülmektedir.

Çağlar boyunca erkek bebek için “yanıp tutuşma” o kadar ileri boyutlara varmıştır ki, insanlar bunu sağlamak için “bilimsel yöntemler” bile keşfetmişlerdir! Bunlardan en ilginci eski Yunalıların sol testisi (erkek yumurtalığı) iple bağlama sonrası ilişkide bulunulduğunda erkek çocuk sahibi olunabileceği teorileridir. Bu teori daha sonra 18. yüzyılda daha da ileri götürülmüş ve Fransız soylularına dönemin bilim adamları tarafından erkek çocuk için sol testislerini aldırmaları bile önerilmiştir…

Doğanın dengesinin korunması açısından doğan kız çocuklarıyla erkek çocukları hemen hemen birbirine eşittir ve bu dengenin insan eliyle bozulması mümkün görünmemektedir. En son istatistiklere göre dünya genelinde 1050 erkeğe karşı 1000 kız bebek dünyaya gelmektedir. Erkek bebek sayısının hafifçe yüksek olmasının nedeni muhtemelen erkek çocuklarının çocukluk çağında kaybedilme olasılıklarının hafifçe yüksek olması ve genel olarak erkek ömrünün kadın ömrüne göre biraz daha kısa olmasıdır. Yani erkek bebekler daha fazla doğsa da dünyada erkek ve kadın sayısı muhtemelen birbirine oldukça yakındır.

Bebeğin Cinsiyeti Nasıl Belirlenir?

Sperm hücreleri hem X hem de Y kromozomu içerebilirler. Yumurta hücreleri ise her zaman X kromozomu taşırlar.

Yumurta hücresinin içine girmeyi başarabilen sperm hücresi X kromozomu taşıyorsa yeni canlı dişi, Y kromozomu taşıyorsa erkek olur.

Yani bebeğin cinsiyetini belirleyen her zaman erkeğin sperminde bulunan kromozomdur.

Yeni oluşan canlının kromozom kodu erkek ise 46, XY, dişi ise 46, XX olarak ifade edilir.

Günümüzde Doğacak Bebeğin Cinsiyetini Belirlemede Kullanılan Yöntemler

Günümüzde doğacak bebeğin cinsiyetinin belirlenmesine yönelik bilimsel yönü hiç olmayan veya zayıf olan yöntemler olduğu gibi, oldukça güçlü bilimsel temellere dayanan çeşitli yöntemler geliştirilmiş durumdadır. Bunlardan en gelişmiş olan ve tüp bebekle beraber uygulanan PGT (prekonsepsiyonel genetik tanı) yöntemi %100’e yakın sonuç vermekte, ancak ülkemizde isteğe bağlı uygulanamamaktadır.

Batıl İnançlar

Çocuğun cinsiyetini belirleyebilme arzusu insanları çeşitli inançlar geliştirmeye itmiştir. Halk arasında çocuğun cinsiyetini belirlemek için yaygın olarak kullanılan ancak bilimsellikten uzak inançlar bulunmaktadır.

Bunların bazıları şu şekildedir:

* Erkek çocuk sahibi olmak için bol kırmızı et tüketilmeli, tuzlu yenmeli, baba adayları gazlı içecekleri bolca tüketmelidir.

* Kız çocuk sahibi olmak için çiftler bolca balık eti ve sebze tüketmeli, kadınlar tatlı yiyecekler tüketmelidir.

* Erkek çocuk sahibi olmak için ilişkiden sonra kadın yerinden bir süre kalkmamalı veya ayakta ilişki pozisyonu tercih edilmeli, önce erkeğin orgazm olmasına izin verilmelidir.

* Kız çocuk sahibi olmak için misyoner (kadın altta) pozisyon tercih edilmeli, kadının ilişkiyi başlatmasına ve daha önce orgazm olmasına izin verilmelidir.

* Erkek çocuk sahibi olmak için gece saatlerinde ilişkide bulunulmalı, tercihen ay hilalde olmalı, ilişki için ayın tek sayılı günler tercih edilmelidir.

* Kız çocuk sahibi olmak için öğleden sonra ilişkide bulunulmalı, ayın çift sayılı günlerinde beraber olunmalıdır.

Bu inançların hangi bilimsel temellere dayandığı saptanamamış olduğundan güvenilmemelidir.

Çin Takvimi

Halk arasında yaygın olarak kullanılan yöntemlerden biri de Çin takvimidir. Çinlilerin bundan 700 yıl önce Pekin yakınlarında bulduklarını iddia ettikleri bu tablo, yine iddialara göre doğacak bebeğiin cinsiyetini %90 doğrulukla tahmin edebilmektedir.

Takvimde anne adayının gebe kalacağı yaş ile gebe kalınacak ayın kesiştiği kutuda yazan cinsiyet doğacak çocuğun cinsiyetidir.

Muhtemelen spermlerin mevsimsel özelliklerinden hareketle istatistikler kullanılarak oluşturulan bu tablo da bilimsellikten uzaktır.

kaynak: Cinsiyet Belirleme


Sezeryan Doğumun Zararları

Ocak 7, 2010

Türkiye’de sezaryenle doğum oranı oldukça arttı. Peki zararlı mıdır sezeryan doğum? uzmanlar doğumun normal bir olay olduğu, bu nedenle bebeğin karın içinde ters ya da yan durması gibi bir sorun yoksa, doğum biçiminde önceliğin normal doğuma verilmesi gerektiği konusunda birleşiyorlar. Sezeryan doğumun avantajları ve dezavantajları hankında bütün merak ettikleriniz haberimizde..

Sezaryenin avantajları

* Sezaryen, doktorunuzdan randevu aldığınız gün yapılıyor. Genel anestezi ile uyutulduktan sonra gözünüzü açtığınızda bebeğinizi yanınızda buluyorsunuz.
* Doğum esnasında ağrı ve sancı hissetmiyorsunuz.
* Normal doğum saatlerce sürebilirken, sezaryende anesteziden sonra 2-3 dakika içinde bebek çıkarılıyor.
* Doğumun zamanı sürpriz olmuyor, doktorunuz önceden söylüyor.
* Genital organlarda sarkma, deformasyon oluşmuyor.

Sezaryenin dezavantajları

* Sezaryenle doğumdan sonra diğer hamilelikler için normal doğum olma olasılığı düşük.
* Sezaryen bir ameliyat; dolayısıyla ameliyat ve anestezi riskleri her zaman var.
* Genel anestezide bebek de bir miktar anestezi almış oluyor.
* Sezaryende de epidural anestezi yapılabiliyor ancak doktorlar çoğunlukla genel anesteziyi tercih ediyorlar.
* Karın boşluğu açılarak bebek alındığı için iyileşme süresi normal doğuma kıyasla daha uzun ve daha zor. Normal hayata dönme süresi bir hafta sürebiliyor. Bu süre içinde zaman zaman yatarak istirahat etme ihtiyacı duyabiliyorsunuz.
* Sezaryenle doğum yapan kadınlar doğum sırasında ve sonrasında daha az kilo veriyorlar.
* Vücut henüz doğuma hazır olmadığı için sezaryenle doğum yapan annelerin sütü daha geç gelebiliyor.
* Sezaryende hastanede kalma süresi üç günü bulabiliyor. Oysa normal doğumda bu süre, bir ya da iki gün.
* Normal doğuma göre daha pahalı bir operasyon.

Uzman görüşleri

Dr. Bülent Urman, “Normal doğumun ne olduğunu bilmeyen, kulaktan dolma bazı bilgilerle hareket eden ve birtakım korkular edinmiş kadını, normal doğuma yönlendirmek zor oluyor. Çevresindeki arkadaşlarının neredeyse tamamının sezaryenle doğurduğunu, sezaryenin ne kadar kolay, ne kadar rahat olduğunu dinleyen kadın, koşullanmış olarak doktor karşısına çıkıyor” diyor.

Prof. Dr. Cihat Şen ise sezaryen ile yapılan çoğu doğumun günü gelmeden, doğuma 15-20 gün kala gerçekleştirildiğini, oysa sezaryenle doğumun birkaç gün erken bile yapılsa, bebeğin akciğerinin dış dünyaya uyum sağlamasında birtakım sıkıntılar yarattığına dikkat çekiyor.

Normal doğumda ise anne adayının günü geldiğinde sancı çekmeye başlamasının, bebeğin dış dünyaya uyumunu sağladığını anlatan Dr. Şen, “O yüzden tıbbi açıdan gerekmedikçe sezaryene başvurulmaması lazım” diyor.

kaynak: Sezeryan Doğum


Gebelik Süreci

Ocak 5, 2010

Gebeliğin başlangıcı olarak, gebe kalınan ilişkinin olduğu gün değil, bundan yaklaşık 14 gün öncesi yani son adet kanamasının ilk günü (SAT) kabul edilir. Bu durumda kanamanızın başladığı bugün istatistiksel anlamda gebeliğiniz başlamıştır. Böylece gebelik, ortalama olarak, döllenmis yumurtanın anne rahmine ekilmesinden sonra 266 gün veya son adet kanamasından itibaren 280 gün sürer.

28 günde bir adet gören kadın için yumurtlama zamanı kanamanın başlangıcından itibaren 14. gün civarındadır. Bu günler zararlı alışkanlıklardan vazgeçmek, risk onlemek icin en uygun dönemdir. Örneğin sigara içmeye son verilmeli, alkol ve ilaç alımı kısıtlanmalıdır. Uygun ve sağlıklı beslenme alışkanlığı elde edilmeye çalışılmalıdır. Bu alışkanlıklar rahat bir gebelik süreci için de önemlidir.

Bol miktarda taze meyve ve sebze tüketmek, yapay maddeler içeren besinlerden uzak durmak ve olabildiğince fazla su içmek faydalıdır. Daha önceden başlanmadı ise bu zaman içinde folik asit alımına başlanabilir. Folik asit sayesinde nöral tüp defekterinin yaklaşık %50′lik bir kısmı önlenebilmektedir. Eğer mümkünse egzersiz yapmak yine oldukça yarar sağlar. Bu gebelik öncesi dönemde pozitif düşünmek ve mümkün olduğunca dinlenerek stresden uzak durmak dünyaya getirmeye çalıştığınız bebeğiniz için oldukça iyi bir başlangıç olacaktır.

Lütfen unutmayın bu bilgileri yaklaşık olarak verilmiştir. Her gebelik farklıdır ve büyüme oranları değişebilir.

Anne adayının yumurtalıklarında yumurta hücresi gelişimi devam eder. Bu esnada endometrium adı verilen rahim zarı da kalınlaşmaya başlar. Bu kalınlaşmanın amacı döllenme meydana geldikten sonra oluşacak embryonun rahim içinde rahatlıkla tutunmasını sağlamaktır. Yeni gelişecek olan canlının ihtiyaçlarını karşılamak üzere vücudun bu kısmında kanlanma artar. Bir yandan folikül büyümeye ve olgunlaşmaya devam ederken salgıladığı östrojen hormonu daha da artar. Böylece rahim içi adeta embriyonun rahatça istirahat edebileceği bir yatak gibi kalınlaşmaya devam eder. Damarlanma artar. Beyinden salgılanan FSH hormonu ile yumurta olgunlaşır. 2. haftanın sonunda yani ortalama 14. gün gelişen yumurta keseciği çatlayarak içindeki yumurta hücresi annenin karın boşluğuna çıkar ve ardından tüp tarafından yakalanarak tüpün içine alınır. Yumurtanın döllenmek için sadece 12-24 saati vardır.

Tübün fırçamsı en uç kısmında yakalanmış olan yumurtaya ulaşabilen yaklaşık 300 spermden 1 tanesi yumurtanın dış kısmına yapışır. Spermin baş kısmı ve yumurtadan, spermin girmesini sağlayan bazı enzimler salgılanır. En sonunda sperm içindeki babadan gelen kromozomlar yumurta içerisine aktarılarak hızla bölünüp çoğalmaya başlar. Artık yumurta döllenmiştir.Yumurta sadece bir spermi içeri alır.Eşinizin, “X kromozomu taşıyan spermi” yumurta hücrenizi döllerse çocugunuz kız,”Y kromozomlu sperm” döllerse erkek olacaktır.Döllenen yumurta bölünmeye baslar. 2, 4, 8 hücre şeklinde bölünmelere devam eden yumurta tüplerden rahminize ulaştığında 32 hücrelidir ve Morula ismini alır.İşte gerçekte gebelik bu aşamada başlar ama sayım 2 hafta öncesinden başlamıştır. Ancak bu dönemde anne adayı henüz bir değişiklik hissetmediğinden gebeliğinin farkında değildir.

kaynak: Gebelik Dönemi


Nasıl İyi Anne Olunur

Aralık 17, 2009

‘İyi bir anne olmak için ne yapmalıyım ve ne yapmamalıyım?’ diye endişe etmemelisiniz. İyi bir anne olmanın püf noktaları haberimizde…

1. Sabır olmadan asla! Anneliğin birinci şartı sabırdır. Çocuğunuzla olumlu ilişkiler mi geliştirmek istiyorsunuz? O zaman her şeye ama her şeye sabır göstermelisiniz.

2. İdeal annelik için okumaktan ve çeşitli eğitim çalısmaları ile kendinizi geliştirmekten geri durmayın; başka kişilerin tecrübelerinden faydalanın, araştırın, gözlemleyin…

3. Size iyi bir anne olarak düşen başlıca görevlerden biri onu iyi anlamanızdır. Çocugunuzun tepkilerine, isteklerine, davranışlarına dikkat edin; ne istediğini ve ne istemediğini iyi bilin ve ona göre hareket edin, önce anlayın sonra davranışta bulunun. Önce ruhunu ve bilinçaltını çözmeye çalışın sonra çocuklarınıza tepkilerinizi şekillendirin. Lütfen dinleyip anlamadan, çocuklarınızın amaçları ve düşünceleri konusunda fikir sahibi olmadan onlara tepki vermeyin.

4. Çocuğunuzun yeteneklerini köreltici dokunma, yapma, oynama gibi kısıtlamalarda bulunmayın; kirlenmesine, düşmesine, kaşığı istediği gibi tutmasına vb. izin verin. Ona küçük sorumluluklar verin. Örneğin; çorbayı karıştırmasını, bakkala gitmesini, yatağını toplamasını isteyebilirsiniz. Bu hem sorumluluk duygusunun gelişmesine yardımcı olur, hem de ona güven duygusu kazandırır.

5. Bütün hayatını çocuğuna adamış anne olmayın, çocuğunuz sizin hayatınıza dahil olsun ve birlikte yaşayın; onun hayatı öğrenmesine, mücadele edebilmesine yardımcı olun. Unutmayın ki kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenmiş bireyler yetiştirmek sizin nasıl bir anne olduğunuzun açık göstergelerinden biridir.
6. Hayatta sizin yapmak istediğiniz ama bir türlü yapamadığınız ya da başaramadığınız şeyleri çocuğunuzdan beklemeyi. Onun farklı bir birey olduğunu, hayattan beklentilerinin de sizinkinden farklı olabileceğini kabul edin.

7. Çocuklarınızın ilk pedagogu siz olun. Bu nedenle çocuğunuzu gözlemlemeli, gözlem yaparken de objektif ve önyargısız olmalısınız. Bir sorunla karşılaştığınızı düşündüğünüzde ise mevcut durumu mutlaka bir uzmanla paylaşmalısınız. Kabul etmek gerekir ki üstesinden gelemeyeceğimiz sorunların uzman gözüyle değerlendirilmesine olanak vermeliyiz.

8. Empati kurun; yani kendinizi çocuğunuzun yerine koyarak düşünün ve onu anlamaya çalışın. Tam anlayamasanız bile haklılık payının olabileceğini kabul edin, bu sizin çocuğunuza daha ılımlı yaklaşmanızı sağlayacak, aynı zamanda sorunla mücadelenizi kolaylaştıracaktır.

9. Çocuğunuza deger verin, onu sevin ve bunu hissettirin. Her canlı sevildiğini bilmek yerine, bunu bire bir hissetmek ve yaşamak ister. Dokunmak ve güzel sözcükler çocuğumuzun sevildiğini, değer gördüğünü gösteren çok önemli faktörlerdir.

10. Etkili bir annelik için olmazsa olmaz şartlardan biri ise, çocuğunuzu her şeye rağmen sevmeniz ve ona saygı duymanızdır. Çocuklarınıza karşı iyi kalpli ve kararlı olun. Bir çocuk için annesini örnek almak çok özeldir, annesinin iyi bir insan olduğunu bilmek ve model almak önemlidir. Yani iyi bir çocuğa sahip olmanın, iyi bir anne olmaktan geçtiğini unutmamalıyız.


Gebelik Belirtileri Nelerdir

Aralık 14, 2009

Gebelik belirtileri nasıl anlaşılır? nelerdir? hamile olduğumu nasıl anlarım diyorsanız haberimize göz atın..

Çoğu kadının hamileliğinin ilk bulgusu görülmeyen adet kanamasıdır. Fakat her kadın düzenli bir adete sahip olmayabilir. Adet kanamaları hastalıklar, mevsimsel değişiklikler, stresten etkilendiği için diğer belirti ve bulgularında görülmesi gerekir. En sık gözlenen belirtiler; ağrılı göğüsler, yorgunluk hissi, mide bulantısı, diğer mide şikayetleri, sık sık idrara çıkma isteği ve karında şişkinlik hissidir.

Bazı hamilelik belirtileri hamile olma olasılığınızın bulunduğunu, bazıları ise bu olasılığın yüksek olduğunu akla getirir. Hiçbir erken belirti gebeliğin kesin işareti değildir. Aslında hamileliği kesin kanıtlayan ilk belirti bebeğinizin kalp atışlarıdır ki bu da duyarlı Dopler ultrason ile yaklaşık 10-12′ inci haftalar arasında duyulabilir.


Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.