Brokoli En İyi Besin Kaynağı

Şubat 16, 2010

Uzmanlar, brokolide, havuçtakinden daha fazla beta karoten bulunduğunu söyleyerek, bu sebeple yenilebilecek, suyu içilebilecek en iyi besinlerden olduğunu kaydediyor. Beta karotenin, güçlü bir kanser savaşçısı olduğunu vurgulayan uzmanlar, yemek borusu, mide, bağırsak kanserleri tehlikesini azalttığını ifade ediyor. Brokolinin ayrıca, B1 ve C vitamini ile dolu olduğunun altını çizen uzmanlar, yüksek miktarda kalsiyum, kükürt, potasyum ve selenyum maddeleri içerdiğini belirtiyor.

Mineral ve demir eksikliğini gideren brokolinin vitamin deposu olduğunu bildiren uzmanlar, suyunun havuç veya elma suyu ile karıştırılarak içilmesinin de faydalı olduğunu kaydediyor.

Brokolinin çeşitleri, taşıdığı renklere göre de, beyaz başlı, mor başlı ve yeşil başlı çeşit olarak üçe ayrılır. Çiğ ya da pişirilerek tüketilen brokoli, haşlandığında içerdiği vitaminlerin çoğu kaynayan suya geçeceğinden bu su dökülmeyip değerlendirilmelidir. Kalorisi düşük bir sebze olduğundan diyetlerde yer alan brokoli, dondurularak saklanmaya ve sonradan tüketilmeye çok uygundur.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. çiğ (pişirilmemiş) brokolinin içerdiği besin değerleri şöyle sıralanır: 34 kalori; 2,5 gr. protein; 2,9 gr. karbonhidrat; 0,2 gr. yağ; 0 kolesterol; yüksek oranlarda lif; 76 mgr. fosfor; 100 mgr. kalsiyum; 0,8 mgr. demir; 10 mgr. sodyum; 336 mgr. potasyum; 24 mgr. magnezyum; 0,6 mgr. çinko; 0.10 mgr. B1 vitamini; 0.20 mgr. B2 vitamini; 87 mgr. C vitamini; 1.3 mgr. E vitamini ve küçümsenemeyecek oranda A vitamini kaynağı betakaroten…

SAĞLIĞIMIZA YARARLARI

Yukarıdaki değerlerden görüleceği gibi brokoli, besin olarak en yararlı sebzelerden biridir. Bunun yanı sıra;

o Brokoli bedeni kanser tehlikesine karşı korur: Yapılan son bilimsel araştırmalar, Turpgiller familyasındaki sebzelerin kansere karşı bedeni koruduğu; özellikle brokolinin yenilmesinin, akciğer, kolon (kalınbağırsak) ve prostat kanserlerine yakalanma rizikosunu iyice azalttığını ortaya koymuştur.

o Brokoli, yüksek oranlarda A vitamini kaynağı betakaroten ile C ve E vitaminleri içerir: Kalp hastalıklarına yakalanma, kalp krizi geçirme ve katarakt illetine tutulma gibi rizikoları da en aza indirger.

o Yüksek oranlarda demir ile folik asit içeren brokoli kansızlığı önler. Ayrıca doğum yapacak kadınların, spina bifida (yani omurganın bir yanının açık olması) hastalığına yakalanmış çocuk doğurması rizikosunu en aza indirir.

Bütün bu önemli tıbbi etkilerinden yararlanılmak üzere, brokolinin diyetimize konularak öncelikle yenilmesi öğütlenmektedir.

kaynak: Brokolinin Faydaları


Kilo Verirken Neden Zorlanırız

Şubat 16, 2010

Bir sabah kalktınız ve aynadaki haliniz canınız sıktı ve zayıflamaya ,fazla kilolarınızdan kurtulma kararı aldınız.Yaptığınız diyete, zayıflama programınıza, yaşam koçunuza, yada zayıflamak için destek aldığınız her kimse sözlerine harfi harfine uyuyorsunuz. Başlangıçta herşey yolunda gidiyor. Kilolarınız azalıyor, zayıflıyor ve yağlarınız gidiyor. Ama 3 üncü yada 4 üncü haftada zayıflama sürecinde bir durağanlık başlıyor. Doğal olarak canınız sıkılıyor, keyfiniz kaçıyor. Sakın üzülmeyin.

Çünkü bu durum normal,fizyolojik, ve beklenen bir gelişme. Nedeni zayıflama sürecinde vücudunuzun kendini koruma mekanizmalarını devreye sokması.
Kilo kaybı , zayıflama programlarında yağ kaybını yavaşlatan ilk uyarılar tiroid bezinden gelir. Tiroid bezi metabolizmanın en önemli düzenleyicisi, matabolik hızının başta gelen belirleyicisi. Metabolik hızınızı salgıladığı T3 ve T4 hormonlarıyla en çok bu küçücük, 25 gramlık iç salgı bezi etkiliyor. Siz zayıflamaya, zayıflama programına başladığınızda tiroid bezinizin T4 hormonunu T3 hormonuna dönüştürme yeteneği bozuluyor. Sonuçta metabolizma hızının temel belirleyicisi T3 hormonunun miktarı azalıyor. Metabolizma yavaşlayınca kilo vermede, zayıflamada yavaşlıyor, bazen durma noktasına geliyor. Sonra Pankreas bezinden salgılanan insülin hormonu da devreye giriyor. İnsülin hormonunun artması ile ortaya çıkan açlık duygusu, zayıflama sürecince ,kilo verme aşamasında diyete uyumu güçleştiriyor., kilo kaybını,zayıflamayı başarısız hale getiriyor. Ghrelin ,leptin gibi hormonlarda bu süreçte etkili olmakta zayıflama da….

Zayıflama sürecinde moral bozukluğuna yer yok. Kısacası, zayıflama sürecine girmiş vücudunuz belli bir kilo kaybından sonra dengeyi bulmaya ve yağ kaybını azaltmaya başlıyor. Zayıflama da bu fizyolojik cevap karşısında moralinizi bozmamalı, ümitsizliğe asla kapılmamalısınız. Sağlıklı beslenme planınızı ısrarla uygulamaya devam etmelisiniz. Yavaşlayan metabolizmanızı hızlandırmak için egzersizi bırakmak yerine biraz daha arttırmalısınız. Buna rağmen kilo vermenizde, zayıflama da duraklama sürerse sakın şok diyetler, zayıflama haplarına yönelmeyin. Sizi tok tutacak , zayıflamanıza katkıda bulunabilecek ek gıda takviyelerine ve güvendiğiniz yaşam koçları bulmaya çalışın.

kaynak: Kilo Vermek Neden Zor


Seks ve Aşka Dair İlginç Gerçekler

Şubat 16, 2010

Stres tam bir seks düşmanı. Bir kadının orgazma ulaşabilmesi için, beynindeki korku ve kaygı merkezinin devre dışı kalması gerekiyor. Tüm hayatınızın iki haftasını öpüşmeye ayırdığınızı biliyor muydunuz? Veya aklınızı başınızdan alabilecek bir orgazmın yolunun tropik bir tatil yapmaktan geçtiğini? Sizi bu konuda aydınlatabilmek için aşk, seks ve ilişkiler konusunda ilginç gerçekleri derledik. Seks ve Aşkın ilginç gerçekleri haberimizde!

Bilim adamları, öpüşmemizi iyi bir sevgiliyi ayırt etme isteğimize bağlıyor. Öpüşme esnasında yüzler birbirine yaklaştığından, cinsel dürtüleri uyandıran feromon hormonları devreye giriyor. Bu da, nasıl bir çocuk dünyaya getirebileceğinize dair biyolojik bilgiler veriyor.

Kadınlar, bilinçaltı şartlanmalara bağlı olarak, bağışıklık sistemi güçlü erkekleri tercih ediyorlar. Bu şekilde yapılan eşleşme, hayatta kalma şansı yüksek sağlıklı çocukların dünyaya gelmesini sağlıyor. Çok bilimsel ve hiç de romantik olmayan bir bilgi, öyle değil mi?

En uzun öpüşme rekoru bir İtalyan çifte ait. Bu maceracı çift, 2004 yılındaki Sevgililer Günü’nde tam 31 saat, 18 dakika ve 33 saniye boyunca öpüşmüş. Kazandıkları yaklaşık 20 bin TL ile ise güzel bir düğün yapmışlar.

Küçük notlarda ya da mesaj iletilerinde kullanılan, karşı tarafa duyulan sevgiyi ifade eden X işaretinin temelleri Ortaçağ’a kadar uzanıyor. O yıllarda okuma yazmayı bilmeyen insanlar, birine mektup yazdırdıklarında X’i sevgi gösteren bir tür imza olarak kullanıyorlarmış.

Kimi kadınlar ve erkekler hiç dokunmadan veya dokunulmadan, kimi kadınlar ise sadece göğüslerine dokunulduğunda orgazma ulaşabiliyorlar.

Yanağa kondurulan bir öpücük yüzünüzdeki iki kası çalıştırırken, ateşli bir öpüşme tam 34 kası birden çalıştırıyor.

Amerika’da yapılan bir araştırma, erkeklerin çoğunun hiç öpüşmeden bir kadınla birlikte olabileceklerini gösteriyor. Kadınların ise sadece yüzde 14′ü öpüşmeden sevişmeyi kabul ediyor.

Yeni evli çiftler arasında yapılan bir an-1 ket, erkeklerin yüzde 20’sinin dizleri üzerinde evlenme teklif ettiğini, yüzde altısınınsa bu önemli teklifi telefonda yaptığı sonucunu ortaya koymuş.

Çok yaygın bir inancın ve bazı erotik filmlerin tersine, çoğu erkekte meninin vücuttan çıkışı dökülme şeklinde oluyor.

Beynimiz, karanlıkta birbirimizin dudaklarmı bulmaya yardımcı nöronlara sahip.

Hayvanların da kavga ettikten sonra biz insanlar gibi öpüşerek barıştıklarını biliyor muydunuz?

Şempanzeler ise kavga ettikten bir süre sonra birbirlerine sarılıyorlar.

Yunanca kökenli “Gymnazium” kelimesi, çıplak şekilde egzersiz yapmak anlamına geliyor.

Erkeklerin yüzde 50’si yatakta ateşli bir seansa geçmeden önce uzun uzun öpüşmeyi tercih ederken, kadınların bu konudaki yüzdesi ise 33′te kalıyor.

Seks, kişiyi mutlu etmenin dışında biyolojik bazı yararlar da sağlıyor. Düzenli seks hayatı olmayan erkeklerin spermleri çocuk sahibi olma aşamasında bazı anomalilere yol açabiliyor.

Uzmanlar, sperm üretiminin mastürbasyon ile rutin olarak tetiklenmesini öneriyorlar.

Eğer bir dakikalık öpüşme sırasında 109 kilo kalori kaybediyorsak neden boşu boşuna spor yapalım ki?

Suyun altında gerçekleşen en uzun öpüşme 2 Nisan 1980′de Tokyo’da olmuş ve iki dakika 18 saniye
sürmüş.

İnsanların yaklaşık yüzde 10′u bırakın öpüşmeyi, yıllarca dudaklarını bile birbirine değdirmiyor!

O Erkeklerin yaklaşık yüzde 68′i iyi ö öpüştüğünü iddia ediyor. Kadınların ise sadece yüzde 56’sı kendine bu konuda güveniyor.

Orgazmdan hemen önce klitoris kendisini kasarak, adeta saklıyor.

Sağ elini kullanan erkeklerin çoğunluğunun sol testisi sağdakinden kısa.

Cilt testleri, öpüşmenin dermatit denilen ve kızarıklıklar ile bazı lekelere yol açan bir cilt hastalığına iyi geldiğini gösteriyor.

Sıcak havalar orgazmın gücünü artırıyor. Bu da, dünyanın tropik bölgelerinde sevişmenin insanlara neden cazip geldiğini açıklıyor.

Araştırmalar, kadınların orgazmı sırasında vajinalarında harekete geçen kasların sadece klitorise kan pompalamadığını, ayrıca partnerlerinin penisine giden bazı damarları da sıkıştırdığını gösteriyor. Bu da ereksiyonun uzamasını sağlıyor.

Aşk romanları okuyan kadınlar, hayatları boyunca okumayanlara göre iki kat daha fazla seks yapıyorlar.

Aynen parmak izi gibi, dudak izlerimiz de dünyada tek.

Seks sırasında kadının nefesi, erkeğin O menisine benzeyen özel bir koku yayıyor. Uzmanlar, bu özel kokunun erkekleri daha da heyecanlandırdığını söylüyor.

Bir insan hayatı boyunca yaklaşık olarak iki haftasını karşı cinsle öpüşmeye ayırıyor.

Sakal sevmiyorsanız önce erkek arkadaşınızın bu konuda ne düşündüğünü öğrenmeye çalışın. Çünkü erkeklerin yüzde 70′i kadınların sakallı erkeklerle öpüşmekten hoşlandığını düşünüyorlar.

Orgazmdan hemen önce klitoris kendisini kasarak, adeta saklıyor.

Bir filmdeki en uzun öpüşme sahnesi You’re in The Army Now (1949)’da gerçekleşti. Tam üç dakika beş saniye! sürdü.

kaynak: Seks ve Aşka Dair İlginç Gerçekler


Loğusalık Döneminde Cinsellik

Şubat 16, 2010

Loğusalığı kolaylaştırıcı bir sır verir misiniz? Doğumdan sonra hemen duş alınmasını öneriyoruz. Annenin kendi temizliğine ekstra dikkat etmesi gerekiyor. Çünkü loğusalık dönemindeki kanama, mikropların üremesi için çok önemli bir besi yeri. Anne enfeksiyon kapabiliyor. Buna halk arasında ‘loğusalık humması’ deniyor. Ateşli sistemik bir enfeksiyon başlıyor. Duş, tüm bu riskleri önleyebilir. İşte lohusalıkla ilgili diğer detaylar haberimizde…

Loğusalık depresyonu herkeste olur mu?

Bu, hormonlarla alakalı bir durum. Kişinin karakterinin hassaslığı ya da depresyona yatkınlığıyla açıklanamayacak bir şey. Gebelikte hakim olan hormonlar giderek azalır ve loğusalıkla ilgili hormonlar devreye girer. Loğusalık döneminde salgılanan hormonlarla bir geçiş süreci yaşanıyor, bu nedenle anne duygusal olarak depresif bir duruma geçiyor. 9 ay boyunca bebeğin ağırlığını içinde hissettiği için, bebek ondan ayrılınca bir yoksunluk sendromuna giriyor.

Kentli kadında loğusalık depresyonu daha çok görülüyor. Çünkü iş hayatından kopup, birdenbire bir bebeğe bağımlı yaşamaya başlıyor. Loğusalık depresyonunu her anne yaşıyor ancak herkeste farklı seviyelerde seyrediyor. Kariyer kadınında, loğusalık döneminde depresyon daha sık görülüyor.

Loğusa kadın, 40 gün dışarı çıkmaz derler…

Bu söz, dışarı çıkmanın annede enfeksiyona neden olabileceği düşünülerek söylenmiş. Günümüzde geçerli değil. Artık anneler her gün duş alıyor, her emzirmeden sonra ellerini yıkıyor. Bu yüzden anne 40 gün boyunca ve sonrasında, istediği kadar dışarı çıkabilir.

EMZİRİRKEN REJİM OLMAZ

Doğum sonrasında annenin kilo verme hızı neye bağlıdır?

Halk arasında yanlış bir inanış var. Kadınlar, ‘normal doğum yaparsam karnım çabuk iner ve ben de çabuk kilo veririm’ diye düşünüyor. Halbuki öyle bir şey yok. Anne emzirdiği sürece rejim yapmamalıdır. Çünkü annenin yediği içtiği her şey bebeğine yarar.

Gebelikte anne adaylarına, karbonhidrat yerine protein ağırlıklı beslenmelerini öneriyoruz.

Emzirirken ise tam tersine akıllarına ne gelirse yiyip içmelerini tavsiye ediyoruz. Ancak elbette ki abartmadan yemeliler. Mesela baklava yenebilir ama bir tepsi değil! Emzirme bittikten sonra rejime de, egzersize de başlanabilir. Ama emin olun emzirirken ve bebekle ilgilenirken ister istemez kilo veriliyor. Bebek büyütmek, gece uykuların bölünmesi ve harcanan efor kilo vermeyi sağlıyor. Eğer sen hamileliğin boyunca 18 kilo değil de 12 kilo alsaydın, hiç kilo fazlan kalmayacaktı. 3 haftada 10 kilo verdiğin için doğum öncesi kilona inmiş olacaktın. Çok fazla abur cubur yemezlerse yeni doğum yapmış anneler, çok kısa sürede istedikleri kiloya inerler.

Egzersize doğumdan ne kadar sonra başlanması gerekir?

Normal doğumda bebeğin 40′ı çıktıktan sonra başlanabiliyor. Sezaryende de öyle ama çok yoğun bir şekilde spor salonuna gitmek ancak 6. aydan sonra mümkün olabiliyor.

DOĞUMDAN 6 HAFTA SONRA SEKS HAYATI BAŞLAR

Doğum normal de olsa sezaryen de olsa, annenin seks hayatı doğumdan 6 ya da 8 hafta başlayabilir. Doğum yöntemi sekse başlama süresini etkilemez. Emziren anneler, emzirdikleri için adet görmez ama doğumdan 8 hafta sonra yumurtalık fonksiyonları eski haline döner. Bu nedenle ’süt korur inanışı çok doğru değildir. Yani adet görmeden de, anne hamile kalabilir. Bu çok yanlış bilinen bir nokta. Sanılıyor ki; emziren kadın adet görmediği için hamile kalmaz. Hayır kalır Doğumdan 40 gün sonra mutlaka bir doğum kontrol yöntemine geçilmelidir.

HAP ALAMAZSINIZ

Eğer anne süt veriyorsa korunma yöntemleri sınırlıdır. Östrojen hormonu içeren bir doğum konrol hapını kesinlikle emziren annelere vermiyoruz. Progestron içeren yöntemleri tercih ediyoruz çünkü progestron hormonu sütü arttırıcı etkiye sahip. Genelde 3 aylık iğneler doğum kontrolü için kullanılır.

kaynak: Loğusalık Döneminde Cinsel Yaşam


Ağrısız Doğum Mümkün mü

Şubat 16, 2010

Anne adaylarının en büyük korkusu doğum esnasında çok acı çekmektir. Ancak günümüzde tıp o kadar ilerlemiştir ki artık doğum son derece kolay ve ağrısız yapılabilmektedir. Bu yüzden 9 ay boyunca o anı düşünerek stres yapmanız sadece kendinize değil taşıdığınız bebeğe de zarar vermektedir. İşte kadinlarsitesi.com olarak siz değerli anne adayları için ağrısız doğumu araştırdık…

Ağrısız doğum; doğum sancıların karında basınç, kasıklarda baskı biçiminde hissedildiği, tamamen normal bir doğumdur. Ağrısız doüumun normal doğumdan tek farkı doğum sancılarınızı karnınızda sadece kasılma (ve bebek çıkarken kasıklarınızda basınç) şeklinde hissetmenizdir. Ağrı acı vs yoktur. Bölgesel analjezi uygulamasından sonra doğuma kadar geçen sürede yürüyebilir, bulunduğunuz mekanda yürüyebiirsiniz.Sizi doğum evine alıp, pozisyon verdiklerinde karnınızda kasılma, kasıklarınızda baskı hissedince siz de aynı zamanda ıkınır, bebeğinizi aşağıya itersiniz. Her kasılmada bebek, doğum kanalında biraz daha ilerler ve nihayetinde önce başı daha sonra vücudu rahimden çıkar.

İsterseniz ilk olarak normal doğum ve evrelerini inceleyelim, sancılar nasıl oluşur, bir görelim:

Doğum ve Evreleri

Doğum, rahim içindeki bebeğin, vakti gelince türlü kasılmalarla doğum kanalında ilerleyip dışarıya çıkması, dünyaya gözünü açmasıdır. Her kadının doğumu özeldir ve onun için ömrü boyunca unutamayacağı bir tecrübedir.

Normal doğum 3 Aşamada Gerçekleşir:

1-Açılma
2-Bebeğin çıkışı
3-Halas (Plesantanın-bebeğin eşinin çıkımı) ile doğum eylemi tamamlanır.

Doğum süresi:

Doğum süresi; ilk ya da ikinci, üçüncü doğum olması, bebeğin ve anne adayının boyu, kilosu, bebeğin pozisyonu, kanalın anatomik yapısı, annenin psikolojik durumu ve benzeri pek çok etkenlerle değişebilmekle birlikte; ilk doğumda ortalama 6-9 saat; daha sonraki doğumlarda 3-5 saattir.

Doğum Ağrısı

Doğum ağrısı, kendine özgü nitelikleri olan çok boyutlu bir ağrıdır ve çoğunlukla çok şiddetlidir. Pek çok kadın için şu ana dek yaşadıkları en büyük ağrıdır. Doğumun 1. aşamasındaki ağrılar rahim kasılmaları ve rahim boynunun genişlemesi, doğum kanalı açılmasından kaynaklanır. Bu ritmik kasılmalar çeşitli biçimlerde hissedilir ve şiddetli menstruasyon (Aybaşı) sancısı gibidir.2. devrede ise bebeğin başının doğum kanalından aşağıya inip dışarı çıkarken kasık ve kalça tabanındaki yumuşak dokuların kasılıp germesinden kaynaklanır.
Doğumun ilk safhasında hipnoz, akupunktur, Aromaterapi,Etonoks gazı,TENS uygulanması ve Petidin enjeksiyonu gibi bazı teknikler denenmektedir. Ancak bütün daha sonra yeterli olmayabilir. Doğumun sonraki evrelerinde yalnız Bölgesel Analjezi metadları etkilidir.

Analjezi “ağrısızlık, acı, ağrı hissedilmemesi” demektir. Bölgesel analjezi kişiyi uyutmadan, (şuuru açıkken) sadece ağrının oluştuğu veya iletildiği bölgenin geçici olarak uyuşturulması, o bölgedeki ağrı ve/veya hissin bir süreliğine yok edilmesidir.

Normal doğumda bölgesel analjezi 3 farklı teknikle uygulanabilir. En yaygın yöntem epidural analjezidir. 2. yöntem spinal analjezidir (Çoğunlukla doğumun ilerlemiş aşamalarındaki ağrı tedavisinde, çıkım öncesi şiddetli sancılarda, ıkınmayı engellemeyecek ilaçlarla uygulanır.) 3. metodda kombine spinal epidural analjezidir. Buradaki amaç her 2 yöntemin avantajlarından yararlanabilmektir.

Normal doğumda altın standart: Epidural Analjezidir.

Normal doğum için en çok tercih edilen, en etkili, en güvenli ve en sık kullanılan yöntemdir. Bel bölgesindeki duramater zarı etrafına (Epidural alana) ağrı kesici ilaçların enjeksiyonu ile gerçekleştirilir. Anne adayı baskıyı, dokunmayı hisseder, hatta kalkıp yürüyebilir ama ağrıyı hissetmez. Normal doğum için gerekli olan doğum sancısı, kasılmalar vardır ama rahatsız etmez.

Ne zaman uygulanır ?

Rahim kasılmaları düzenli hale geldikten (Doğum ağrıları oturduktan) sonra rahim ağzı yaklaşık % 60-70 incelip, açıklığı 4 cm’e ulaşınca yani sancılar anneyi ciddi olarak rahatsız etmeğe başlayınca uygulanır. Daha önce uygulanması, kasılmaları etkileyip doğumu geciktirir. Geç kalındığında ise hem anne gereksiz ağrı çekmiş olur hem de ağrılar daha sık geleceğinden anne adayı işlem süresince hareketsiz kalamaz ve epidural uygulanması zorlaşabilir.

DOĞUMDA EPİDURAL ANALJEZİ

* Günümüzde ayaklarda uyuşukluk ya da ağırlık hissi olmaksızın doğum sancısını yok etmek başka bir ifadeyle “Mobil ağrısız doğum” mevcuttur. Uygulamadan sonra yürüyebilirsiniz.
* Epidural analjezi sizi sersemletmez, hasta hissettirmez, ayrıca bağırsak hareketlerini durdurmaz, gaz çıkarımını engellemez.
* Hem psikolojik rahatlama, hem de kas spazmının çözülmesiyle normal doğum şansınızı artırır.
* Doğum stresinizin çoğunu giderir, kaslarda gevşeme ve rahatlama sağlar.
* Sancıları ağrı olarak değil, basınç ve kasılma olarak hissedersiniz. Çıkım esnasında kasılmalara eşzamanlı ıkınarak doğuma katılabilir, doğumunuzu çabuklaştırabilirsiniz.
* Doğum sonrası yorgun, bitkin olmadığınız için bebeğinizi çok daha çabuk kucağınıza alır, hemen besleyebilirsiniz.
* Tecrübeli uzmanların yaptığı epidural sonrası baş ağrısı çok nadirdir(% 1 civarı). Oluşsa bile tedavisi mümkündür. Tedavi edilmese bile 7-15 gün içinde kendiliğinden, iz bırakmadan geçer.
* Normal doğumun ağrı gideriminde altın standart “epidural”dir.

kaynak: Ağrısız Doğum


Cilt Soydurma

Şubat 15, 2010

Cilt yüzeyinde akne ve yara izlerini, inatçı lekeleri profesyonel ve medikal peeling işlemleriyle çok iyi sonuç alınıyor. Ancak profesyonel peelingler, yani cilt soyma işlemleri kış aylarında, en geç mart sonuna kadar uygulanabilir, yani güneş ışınlarına maruz kalmadığımız dönemlerde… Profesyonel uygulamalarda çeşitli madde ve teknikler kullanılarak bazen yumuşak bazen de sorunun ciddiyetine bağlı olarak güçlü olan uygulamalar söz konusu.

Enstitü bakımlarında peeling, cildin yenilenmesi ve renginin düzeltilmesi amacıyla yapılır. Zaten genel olarak enstitü bakımları, cilt temizliğinden sonra peeling uygulamasıyla başlıyor. Ancak bu derinlemesine etki yapan ciddi bir cilt soyma işlemi değildir, sadece cildi ölü hücrelerinden arındırarak daha sonra uygulanacak bakımlardan yararlanması sağlanıyor. Peeling işlemi ise ya düşük oranda meyva asitleri AHA (Alfa Hidroksi Asid) içeren bir ürünle, ya da granüllü bir ürünle yapılır. Bu tür granüllü ürünleri ev bakımlarında da kullanıyoruz.

Ama cildinizin leke, akne ve silemediğiniz başka izler varsa, bunu gidermenin yolu, cildin yüzeyini silgi gibi silerek üstteki tabakayı tüm kusurlarıyla birlikte alan bir peeling uygulaması olacaktır. Tamamen bitkisel içerikli olan ve dünyada kırk yıla yakın bir süreden beri uygulanan Green Peel enstitülerde uygulanıyor ve cildi ölü hücrelerden arındırarak rengini açıyor, akne, komedon ve çiltteki çeşitli izleri gideriyor. Meyva asitleri içerikli olan Green Peel, bir haftalık bir bakım programı gerektiriyor. İlk seans, masaj ardından, green peel maske uygulaması ile bir buçuk saat sürüyor. Birkaç gün içinde normal hayata dönülüyor.

Kimyasal Peeling…

Bu arındırma işlemlerinde, daha yüksek oranlarda Alfa Hidroksi Asitler (AHA) kullanılıyor.. Meyva asitlerinin en çok bilinenleri; şeker kamışından glikolik asit, sütten laktik asit; turuçgillerden sitrik asit, üzümden tartarik asit, elmadan salik asit ve söğütten salisilik asittir. Bunlardan glikolik asitle salisilik asit ve sitrik asit, son zamanlarda da laktik asit düşük oranlarda kozmetiklerde kullanılıyor. Tedavi amacıyla kullanımında ise, AHA konsantrasyonuna bağlı olarak makro ya da mikro düzeyinde soyma işlemi gerçekleşiyor:

Konsantrasyon derecesine göre etkisi: %15 konsantrasyona kadar AHA’lar ciltte yenilenme, dolaşımın artışıyla da metabolizmada canlanma sağlıyor. Konsantrasyon % 15-25′e çıkarıldığı zaman, sivilcelerle siyah noktalar gideriliyor, aşırı yağlanma kontrol altına alınıyor, cilt rengi ve dokusu düzeliyor. % 35 konsantrasyonda izler, lekeler ve kırışıklar gideriliyor.

Kimyasal peelinglerde Fenol peeling ile Trikloro asetik peeling uygulamaları, derinlemesine etki yaparak cildi soyduğu ve tahriş edici olduğu için ancak hekimler tarafından uygulanabilen yöntemler. Cildin kendi haline gelebilmesi 2 – 3 haftayı buluyor.

Dermabrazyon ve Mikrodermabrazyon..

En eski soyma tekniği olan dermabrazyonda döner başlığa bağlı metal fırçalar kullanılıyor. Sorununa göre belli bir noktaya ya da gerektiğinde bütün yüze uygulanıyor. Bu yöntem cildin alt tabakalarına kadar inebilen, hayli kanamalı ve son derece acı veren bir uygulama. İyileşme çok daha uzun sürede oluyor, ayrıca doku harabiyeti de söz konusu olabiliyor. Bu nedenle son yıllarda yeni bir teknik geliştirilerek mikrodermabrazyon uygulamasına geçildi. Bu kez, metal fırça kullanımı yerine soyma işlemi cilde kristal zerrecikler püskürten yeni aletlerle yapılıyor. Hem kanlı değil, acısı daha az, hem de iyileşme daha kısa sürelerde gerçekleşiyor.

Nelere dikkat edilmeli…

* Cildin soyulma işlemi ardından çok iyi korunması gerekiyor. Kış mevsimi bile olsa peeling ardından yüksek dereceli güneşten koruyucu ürünlerle hassaslaşan cilt korunma altına alınmalıdır.
* Peeling uygulamalarından önce, özellikle hassas ciltlerin soyma işlemine hazırlanması için bir ön bakıma ihtiyacı vardır.
* Soyma işleminin yapılacağı ciltte kapanmamış sivilce ve yaraların ya da benzer hasarların olmaması gerekir. Soyma işlemi bu durumlarda iyileşme sağlandıktan sonraya ertelenmelidir.
* Esmer tenlerde soyma işleminin lekelere yol açma olasılığı gözardı edilmemeli, peeling uygulamasından sonra güneşe asla çıkılmamalı ve güneşten koruyucu yoğun bir ürün kullanılmalıdır.

kaynak: Cilt Soydurma


Saç Bakım Yağlarının Faydaları

Şubat 15, 2010

Eğer saçlarınızın bakımlı olmasını istiyorsanız, saçların yağlanması en önemli etkenlerden biridir. En faydalı yağlar ile masaj yaparak uygulanacak doğru bir tedavi saçlar için çok gereklidir. Saçlarınız için doğru tipte yağı bulmak ve bu yağı saçlara uygulamak çok önemlidir. Birçoğumuzun telaşlı bir programı olduğu için saçları yağlamak ve yıkamak oldukça zor gelir, ancak sağlıklı ve bakımlı saçlar istiyorsanız bitki yağları en iyi alternatiflerden biridir.

Saç bakım yağları ile saçlı deriye masaj yapmak saçlı deride kan dolaşımının hızlanmasını sağlar. Saçları yağlamak saçları güneş ışınlarından da korur. Ayrıca saç bakım yağları saçlara ekstra parlaklık kazandırır.

Uzun ve güzel saçlar için kullanılan en bilinen ve en faydalı birkaç yağın bilinmeyen özellikleri;

Jojoba Yağı: Kuru saçları tam anlamıyla nemlendirmek için kullanılır. Jojoba yağı saçları yumuşatır ve saç düğümlerini çözmesi için şampuan kullanmadan önce kullanılabilir.

Zeytinyağı: Doğal bileşenleri sayesinde saçı besler ve saçı güçlendirir. Aynı zamanda saçın stresini azaltır ve saça esneklik kazandırarak saçın daha sağlıklı olmasını sağlar.

Hindistancevizi Yağı: Saçın yağlanmasında saça yardım eden yağlardan biridir. Hindistancevizi yağındaki potasyum, magnezyum, kalsiyum ve demir gibi bileşenler saç için en iyi minerallerdir. Saçları güçlendirdiği için hindistancevizi yağı hasarlı saçlar için çok kullanışlıdır.

Biberiye Yağı: İstenmeyen kepek problemi için oldukça kullanışlıdır. Yağı yavaşça ısıtın. Bir pamuk yardımıyla yada parmaklarınızla yağı saçınıza uygulayın. Yağı kafa derinize iyice yedirin ve sıcak bir havlu ile başınızı sarın.

kaynak: Saç Bakım Yağları


Fotojenik Görünmenin Sırları

Şubat 13, 2010

En güzel halinizi fotoğraflara yansıtmanın sırları.. Eğer bir modellik okuluna gitmediyseniz ya da nasıl daha fotojenik olunacağını bilmiyorsanız, kameraya bakıp durursunuz, bu da işe yaramaz. Peki bazı insanlar resimlerde nasıl hep güzel çıkıyor? Gözlerinizi objektifin biraz yukarısına odaklayın, başınızı biraz ileri doğru götürün ve çenenizi hafifçe eğin. Dilinizi dişlerinizin arkasında tutarak gülümseyin. Böylece yüzünüz gergin görünmeyecektir.

1- İNCE GÖRÜNÜN

Bir omzunuz kameraya, diğeri ise zıt yöne bakacak şekilde vücudunuzu döndürün. Bu daha ince görünmenizi sağlar.

2- RUJ RENGİNE DİKKAT EDİN

Böğürtlen tonlarında ışıltılı bir ruj herkese yakışır. Flaş patladığında sizi donuk gösterecek bej tonlardan ve sert gösteren aşırı parlak renklerden uzak durun.

3- EN İYİ POZUNUZU ÖĞRENİN

Bazılarının sağ, bazılarının ise sol profili daha iyi görünür. Eski fotoğraflarınızı alıp hangilerini en çok sevdiğinize bir bakın ve bundan sonra fotoğraf çektirdiğinizde o pozu
verin.

4- BOYNUNUZU UZATIN

Yüzünüzü hafifçe ileri uzatın. Bunu yaparken kendinizi komik hissedebilirsiniz ama yüzünüzü daha ince gösterdiği ve gıdınızı gizlediği de bir gerçek.
5- GÜN BATIMINI BEKLEYİN

Dış mekan çekimleri için en iyi zaman gün batımıdır. Bu saatlerde ışık sizi çok güzel gösterir. Aşağıya doğru daha az gölge oluşacağından, göz altlarınızdaki torbalar fotoğrafta görünmez, aksine güneş, göz altındaki bölgeyi aydınlatır ve daha genç görünmenizi sağlar.

6- DOĞAL OLUN

Hareketli saçlar fotoğraflarda daha seksi görünür, bu yüzden sabitleyici ürünleri abartmayın. Saçınızın bol spreyli ya da sert görünmesini istemezsiniz.

kaynak: Fotojenik Olmanın Sırları


Aşk Sofrası Nasıl Hazırlanır

Şubat 13, 2010

Sevgililer Günü’n de mükemmel bir sofra hazırlamadan önce haberimize bir göz atmanızı tavsiye ederim. Lezzetli bir yemek, mükemmel bir sunum, romantik anlar ve baş başa olmanın keyfi… Bu özel geceyi evinizde sevgiliniz ile romantik bir kutlamaya çevirmek için yapmanız gereken, o geceye damgasını vuracak muhteşem bir sofra hazırlamak… İşte aşk sofrası hazırlamanın pratik yolları:

• Onun en çok sevdiği yemekleren oluşan özel bir mönü hazırlayın…
• Sofranızı aşkın ateşini yakan renk olan kırmızı ile ya da pembenin masumiyetini beyazın saflığı ile birleştirerek süsleyin…
• Kendinizin hazırladığı kırmızı-beyaz kumaşlardan oluşan bir runner ya da düz renkli bir masa örtüsünü kullanın…
• Masa üzerine renkli ve küçük kalpli şekerlemelerden serpiştirin ki romantik gecede ağzınızda hep tatlı bir his olsun…
• Şamdanlarınızdan sarkıtacağınız kırmızı-beyaz kurdeleler masanıza zengin bir görünüm sağlama konusunda çok yaratıcı bir fikir…
• Masanızdaki renklerin hâkimiyetine göre tabakların üstüne farklı katlama şekillerini kullanarak, katlayıp koyduğunuz peçetelerin üzerine bir gül koyarak da fark yaratabilirsiniz…
• Sevginizi anlattığınız bir nota masanızda yer vermeyi unutmayın…
• O gecenin şanına yakışır en güzel içki kırmızı şaraptır. Şarabı sunacağınız kadehlerinizde de kalp figürlerini, keçeden ya da cam boyalarından kendiniz şekillendirerek yapabilirsiniz…
• Masada o geceye özel aydınlatma olarak sadece mumlar olsun.Dikkati dağıtacak tüm ışıklandırmalardan uzak durun…

Sevdiğiniz insanı mutlu etmenin yollarını siz biliyorsunuz. O gece o sofrada her şeyin ona özel olduğunu hissettirin yeter! Hayal gücünüz, zenkiniz, bütçeniz ve imkanlarınız doğrultusunda donatacağınız masa, en romantik anlarınızın tek şahidi olmalı…

Herkesin Sevgililer Günü Kutlu Olsun…

kaynak: Aşk Sofrası Hazırlamanın İncelikleri


Pırlanta Almanın En Güzel Yolu

Şubat 13, 2010

Pırlantalar bir bayanın en iyi arkadaşıdır. Tüm kadınlar gibi ünlü yıldız Marylin Monroe mücevherleriyle gösteriş yapmayı severdi. Marylin’e göre pırlantalar bir bayanın en iyi arkadaşıydı.Mücevherler bir şekilde aşkla bağlantılılar. Bu değerli taşlar çok daha önceleri Güney Afrika’da keşfedilmesine rağmen, 19. yüzyılın sonlarına doğru bu kadar popüler oldu. Bu günlerde evlilik yüzükleri bir veya birden fazla pırlanta ile yapılıyor.

Sevgililer gününde romantik ve abartılı bir jest yapmak istiyorsanız taşlar hakkında bilmeniz gerekenler!

Pırlanta seçerken dikkat etmeniz gereken 4 önemli özellik var: Kesim, renk, netlik ve karat.
Gözlerinizde dolar işareti çıkartacak kadar şık ve farklı renklerde bir pırlanta arıyorsanız;

Portakal sarısı renkte pırlantayı beyaza tercih etmeyin.

Etik de oldukça önemli, sahte veya değil sorunu yaşamamak için sertifikalı olanları tercih edin.

Tarza dikkat!

Vintage-Art Deco: Bugünün gelinlerinin kullandığı oldukça popüler bir stil.

Rock ‘n’ Roll: Tarzınıza uygun bir yüzük seçin. Stephen Webster Beckham ailesini ve Elton John’u klasik taşlar kullandığı modern dizaynlarıyla memnun ediyor.

Klasik: Yalın bir şıklık için platin takım ve tek taş pırlantalara bakın.

kaynak: Pırlanta Alırken Nelere Dikkat Etmeli


Follow

Get every new post delivered to your Inbox.